Yaşamsal ve Kişisel Gelişim

Dört Köşe Prensibi

large (1)

Dört Köşe Prensibi

Birinci köşe:

-İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.

İkinci köşe:

-Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürür ya da bize bir şey öğretirler.

Üçüncü köşe:

-Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. “Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı” gibi bir cümlenin yani “keşke” lerin manası yoktur. Ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.

Dördüncü köşe:

-Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse bu gerekiliğindendir. Bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye, yeni bir başlangıç yapma anına doğru bakmak daha iyidir.

Genel

Burçlara Göre Zeka!

large (9)

Burçlara Göre Zeka!

Her Burcun kendine özgü Zekası vardır. Sizde kendi burcunuza bakarak, kendinize özgü zekanızı öğrenebilirsiniz.

Koç Burcu
Hızlı düşünür. Yeni düşüncelere açıktır. Sözlerini esirgemeden konuşabilir. Tehlikeli durumları sezerek hemen reaksiyon verebilir. Bir politikayı inandırıcı biçimde ortaya koyabilir. Hız gerektiren işlerde başarılıdır. Sabır ve aşırı dikkat gerektiren işler ona göre değildir.

Boğa Burcu
Yavaş ama sindirerek öğrenir. Öğrendiklerini bir daha unutmaz. Pratik düşüncelere sahiptir. Maliyet bilinci vardır. Vadeli işlerde son derece başarılıdır. Yeniliklere pek açık değildir.

İkizler Burcu
Son derece kıvrak, cıva gibidir. Öğrenmeye açıktır. Çok hızlı konuşabilir ve hareket edebilir. Yeni şeylere adapte olmakta ustadır. Düzgün konuşma, yabancı dil ve taklit yeteneği de vardır. Huzursuz ve maymun iştahlı da olabilir.

Yengeç Burcu
Duygu yüklü, kolay etkilenen bir zihni vardır. Geçmişte yaşananlar onu sürekli meşgul edebilir. Hafızası güçlüdür. Yetenekli bir öykü anlatıcısı olabilir. Empati gücü yüksektir, bu yüzden psikolojik danışmanlık ona uygun olabilir. Büyük riskler almayı sevmez.

Aslan Burcu
Zekası, kişiliği, cömertliği ve samimiyeti sayesinde başarı merdivenlerini hızla tırmanır. Başa geçmek için yaratıldığına inanır ve ona göre davranır.

Başak Burcu
Son derece dikkatlidir ve kılı kırk yararak düşünebilir. İyi bir organizatördür. Dakik, kesin bir tarzı vardır. Analitik düşünme yeteneği çok gelişmiştir. Fazla kategorik düşündüğü için geneli görmekte zorlanabilir. Hatta olumsuz durumlarda fazla eleştirel ve sürekli şikayet eden bir tavır da sergileyebilir.

Terazi Burcu
Uyum getiren, barışçıl düşüncelere sahiptir. Estetik açıdan gelişmiş bir zihni vardır. Olayları tarafsızca tartmaya çalışır ve gürültüden, aceleden hoşlanmaz. Karar alması uzun sürer. Arkadaş canlısı, sosyal konularda başarılı ve yaptığı işe zarafet ve sanat katan birisidir. Ancak fazla rekabet gerektiren işlerde başarılı olmayabilir.

Akrep Burcu
Yaptığı her işi her zaman ciddiye alır. Yaşam, onun için adeta bir deney sahasıdır.Yoluna çıkan pürüzleri zekasıyla yok etmeyi çok iyi bilir. Karşısındaki insanın yapısını kolay çözdüğü için onu aldatmak hayli zordur. Oysa o, adeta bir kapalı kutudur.

Yay Burcu
Geniş düşünmeyi seven, daldan dala atlamaya müsait birisidir. Çok iyi konsantre olamayabilir. Dikkati genelde dağınıktır. Ancak bu konum kişiyi iyimser, sıcakkanlı ve çok yönlü birisi yapar. Düşüncelerinde fanatik olma riski de vardır.

Oğlak Burcu
İş zekası çok gelişmiştir. Çok iyi bir örgütleyici olabilir. Gerçekçidir ve kurallara önem verir. Disiplinin olduğu yerde rahat eder. Gerçekçi tavrı yüzünden başkaları tarafından fazla kötümser tanınabilir. Hatta soğuk bir konuşma tarzı da olabilir. Ancak hırslı ve sorumluluk sahibidir. Aşırı gelenekçi olabilir.

Kova Burcu
Bilimsel bir zekaya ve sezgilere sahiptir. Net düşünebilir ve son derece kararlıdır. Duyguları ile düşüncelerini birbirine karıştırmaz ancak adil olmaya özen gösterir. Farklı görüşlere açıktır ve son derece reformist olabilir. Liberal ve insancıl düşüncelere sahiptir. Ancak kararlarından caymaz. Aşırı durumlarda fazla soyut ve teorik olabilir.

Balık Burcu
Hassas ve edilgen bir zekaya sahiptir ancak büyük sezgi sahibidir. Bu konum psişik yetenekler, evrensele açık bir zeka ve insanların duygularını en derinden anlayan bir anlayış getirecektir. Çok akılcı değillerdir ancak güçlü sezgileri onlara büyük yol gösterir. Yaratıcılık gerektiren alanlarda başarılı olabilirler. Dikkatleri kolayca dağıldığı için ilk eğitimde katı kurallar onlara göre hiç değildir. Kolayca endişelenebilirler.

Yaşamsal ve Kişisel Gelişim

90 bin insanı MUTLU etmeye ne dersiniz..?

gülen balon

Mutlu olduğunuzda, mutluluğu yaşayan sadece kendiniz değilsiniz…

Sevgi dolu olduğunuzda, sevgiyi yaşayan sadece kendiniz değilsiniz.

Barış ve huzur içinde olduğunuzda, barış ve huzuru yaşayan sadece kendiniz değilsiniz.

Mevlana olduğunuzda, Mevlanalığı yaşayan sadece kendiniz değilsiniz.

Siz bir yandan bunları yaşarken; bir yandan da farkında olmadan, evrenin enerjisini yükselterek, pek çok insanın hayatını etkiliyorsunuz.

Yaşadıklarınız ile oluşan düşük veya yüksek frekanstaki enerjiniz ile; Siz farkında olsanız da olmasanız da, inansanız da inanmasanız da, görsenizde görmeseniz de, toplu bilinçteki yaşam enerjisini fazlası ile etkilemektesiniz.

Kanadalı Doktor David Hawkins araştırmalarının sonucu vardığı değerler şöyledir;

Pozitif ve herşeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 750.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 10 milyon insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Mevlana’lığı yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 70 milyon insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Peygamber,  seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlığın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Bugün; Peygamber veya Mevlana olmasanızda, 90 bin insanı MUTLU etmeye ne dersiniz..?

“Alıntı”

Genel

Harikaaaaa ne dersiniz doğayla başbaşa böyle bir gece geçirmek nasıl olurdu acaba?Böyle yataklarda uyumak,yürümek,dolaşmak,üstün kirlenicek mi kirlenmicek mi umursamadan dolaşmak,ağzının kenarlarından aka aka su içmek 😀 ben harika olurdu diyorum.Sizin de aynı şeyi düşündüğünüzü tahmin edebiliyorum.Bana bu kare bir filmi hatırlattı.Orda da bu şekilde yataklarda yatıyorlardı.Durun bakalım hatırlıcam ımmmm…neydi?neydi?…neydi?
hah buldummmmmmmm…Avatar 🙂

SONY DSC

Kelimeler Okyanusu

Deniz Feneri Hikayesi…

Deniz Feneri Hikayesi…

Eğitim filosuna bağlı bir savaş gemisi, fırtınalı bir havada, gece karanlığında yol alıyordu. Yer yer sis de vardı ve görüş alanı dardı. Bu nedenle geminin komutanı da köprüdeydi, bütün faaliyetleri denetliyordu.

large (21)

Köprünün iskele tarafındaki gözetleme yerinde nöbetçi haber verdi;

– Işık! Sancak tarafında.
Komutan seslendi:

– Dümdüz bize doğru mu ilerliyor, yoksa kıça doğru mu gidiyor?

Nöbetçi cevap verdi:

– Dümdüz bize doğru ilerliyor Komutanım.

Bu, tehlikeli bir çarpışma rotası üzerinde olduğumuz anlamına geliyordu.

Komutan nöbetçiye emir verdi;

– Gemiye mesaj gönder: Çarpışma rotasındayız. Rotanızı 20 derece değiştirmenizi öneriyoruz.

Karşıdan şu sinyal geldi: ” Sizin rotanızı 20 derece değiştirmeniz önerilir.”

Komutan:

– Mesaj gönder. Ben komutanım. Rotayı 20 derece değiştirin.

Karşıdaki “Ben deniz onbaşıyım, sizin rotanızı 20 derece değiştirmeniz daha iyi olur.” diye yanıtladı.

Komutan iyice öfkelenmişti. Hırsla emretti:

– Mesaj gönder! Ben bir savaş gemisiyim. Rotanızı 20 derece değiştirin.

Karşıdaki ışıklarla işaret verdi. “Ben bir deniz feneriyim.”

Savaş gemisi rotasını değiştirdi.

Deniz fenerine dümdüz ilerleyen savaş gemisinin komutanı gibi bazen hayatta ön yargılarımız, kibrimiz, sisler gibi dar görüş açımız doğru kararlar almamızı engeller. Sonuna kadar deniz fenerine ilerleyen savaş gemisi gibi kafanızın dikine gitmek dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir. Geç olmadan bazen doğru olan hayatta da rotayı değiştirmektir.

Kelimeler Okyanusu · Yaşamsal ve Kişisel Gelişim

Kuş Tüyü Öğütler…

large (17)

Kuş Tüyü Öğütler…

Gözünü bu satırlardan bir an kaldır ve kuş tüyünün düşüşünü hayal et.. Hem havada asılı kalıyor hem iniyor gibidir… Çok uzaktan geliyor gibi ama çok yakın gibi durur.
Gökten yere düştüğü halde düştüğünü hissettirmez sana kuş tüyü… Belki de hiç düşmez kuş tüyü. Hayır hayır düşüyor değildir. Belki de kendisi yere doğru inmeyi yere konmayı tercih ediyor gibidir. Hani yağmur gibi… Düşüyor değil indiriliyor. Öyle ki bir kuş tüyünün inişini seyrederken sayısız göklerden sayısız tüylerin düştüğü duygusuna kapılırsın kuş tüyü yere indiğinde henüz düşüşünü tamamlamadığını hissedersin.
Doğru; düşmez aslında kuş tüyü “iner” gibidir “indirilir” ve “hep indirilir”. Meleklerden kopmuş gibi melekler gibi.. Şimdi de uykun gelir mi kuş tüyünü duyunca? Yoksa uyanır mısın tatlı ve gerçek bir rüyaya?

İşte sana kuş tüyü gibi hafifçe dokunan öğütler… İstersen bırak düşsün
istersen havada öylece asılı kalsın. Sen bilirsin.

Sevmeyi öğren: Sevdikçe varlığının kâinatla toplandığını görürsün.
Sevince kendini kendinden öte taşırsın. Sevince kalbine yeni ve sonsuz kanatlar takarsın. Sevince mavi bir deniz olur kalbin; hiç bilmediğin kıyılara varırsın.

Bağışlamayı öğren: Bağışladıkça dostlarının sayısını onla çarpmış olursun. Bağışlamak kalbinin yükünü azaltır. Bağışlayınca kalbine batan dikenler güle döner. Bağışlayınca önce kendini bağışlamış gibi olursun nefretin ve kinin yükünü omzundan atarsın.

Pişmanlık duymaktan korkma: Pişmanlığını itiraf ettikçe hatalarının küçük anlaşılır ve bağışlanabilir parçalara bölebildiğini görürsün. Pişmanlık sancısını göze aldığın sürece hatadan dönmenin lezzetini de yaşamaya başlarsın. Pişmanlık içtenliğin sınamasıdır. İçtenliği olmayanlar pişman olamazlar. Pişman olmayanlar içtenlik kazanamazlar.

large (18)Hatırlamayı öğren: Hatırladıkça sevgilerinin karekökünü bulup onlardan hüznü çıkardığını fark edersin. Hele de çocukluğunu çok hatırla ki hiç endişesiz mutlu olduğun anları yeniden yaşa. Mutlu olmayı beceremeyen biz büyüklere içimizdeki çocuk mutluluğun sadelik ve hırssızlıkla ilgili olduğunu fısıldar. Dur ve dinle çocuğunu.

Değer vermesini öğren: Değer verdikçe sevgilerin küpünü bulup onları mutlulukla çarpabildiğini görürsün. Değer vermeden geçirdiğin günün güneşi hiç doğmamış gibidir. Değerini bilmediğin eşyaya hiç sahip olmamış gibisindir. Değerini bilmediğin dostların sana göre hiç yaşamamış gibidir. Değer vermesini öğrendiğinde hayatın sahihleştiğini fark edersin. Daha yavaş yürürsün ama adımlarını yere sıkı basarsın.

İltifat etmesini öğren: İltifat ettikçe insanlarla arandaki en kısa mesafenin bir tebessümün resmettiği eğri bir çizgi olduğunu görürsün. İltifat etmek yalan konuşmak demek değildir. İltifat muhatabının görmek istediğin yere ulaşması ve oradan öte geçmesi için temennide bulunmaktır.

Özür dilemesini öğren: Özür diledikçe nefretin ve öfkenin sonsuza bölündüğünü böylece dargınlıkların limit sıfıra giderken yok olduğunu fark edersin. Ayrıca bak: “Pişmanlık duymaktan korkma” öğüdü.

Aşktan korkma: Böylece bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 dereceyi aşıp bütün yamukları kendi içinde barındırabildiğini görürsün. Aşk pürüzleri yok eder; dikenleri gül eder acıları haz eyler.

Ara sıra hüzünlen: Hüznün kalbine dokunmasına izin ver. Böylece bütün mutlulukların ve zevklerin sonunda ayrılık çizgisine teğet geçip geri döndüğünü görürsün. Hepimiz ayrılıkların kuşattığı bir adada şimdilik yaşayan fanileriz. Hüzün faniliğin ince sızısını kalbine hissettirdiği için seni ebediyete komşu eder. Hüznünü öldürürsen ölümü anlayamadığın gibi hayatı da anlayamazsın.

Ve bir gün öleceğini bil: Kesinlikle öleceksin ve öldüğün gün anlayacaksın ki yaşadığın hayat paydası sonsuzluk olan basit bir kesirden ibaretmiş. Kesrin payında ne olursa olsun ne kadar çok şey biriktirmiş olursan ol hepsi son işlemde sıfıra eşitlenir. Kesrin üzerine yani bu dünyaya sonsuzluk cinsinden bir şeyler koyman gerekiyor. Yoksa “elde var sıfır”

Her gün yeniden uyan: Uyanmayı sadece gözünü açmak olarak bilen için bir şafak vakti ne kadar da sıradandır. Hayranlık duygusunu her gece iki göz kapağının ardına sakladığı gözleri gibi her daim uykuda bırakan için bir gün doğumu “sabahın körü” olasıca karanlıktır. Kulluk heyecanını avucunda tutamadığı bir kor gibi savurup söndüren için bir seher vakti eğreti ve tanımsız bir vakitsizliktir. Haydi aç gözlerini… Aç gönlünü… Şimdi ve burada var olduğunu fark et. Var edildiğini fark et. Buraya bu sabaha bir insan olarak gönderildiğini bil. Bu sabahın senin için sana özel olarak yaratıldığını fark et. Uyan… Güneş senin için doğuyor…

Senai Demirci

Yaşamsal ve Kişisel Gelişim

Duygu Çöplüğünü Boşaltma Terapisi

0a7b047691298f86a70ba0f6d92fc9d6

İşinize yarayan ne varsa bilgisayarınızda saklar; işe yaramayan, güncelliğini yitirmiş ne varsa bu kutuya atarsınız. Olmazsa, geri dönüşüm kutusunu da boşaltır, tüm işe yaramaz şeyleri bir defada uzay boşluğuna gönderiverir, bir daha yüzünü bile görmezsiniz.
Peki, yaşanmış, bitmiş, güncelliğini kaybetmiş, artık üzerinizde hiçbir etkisi kalmamış ya da sadece olumsuz tortularını taşıdığınız duygularınızdan ne haber? Yaşadığınız anda bile hoşlanmadığınıza karar verdiğiniz anılar… Eski aşklarınızı ne yaptınız mesela? Yoksa yaşanıp bittikten, üzülüp bunalıp stresini çektikten sonra onları ahde vefa olsun diye kaldırıp beyninizin en kıymetli yerindeki duygusal çöplüğünüze mi attınız? Attınız, buraya kadar güzel. Acaba onlar şimdi o çöplükte, canınız ne zaman sıkılmak ve kendinize bunalım yaratmak isterse çıkarıp çıkarıp kullanılmak üzere emre amade mi bekliyor?

Sizi Üzen Duyguları Artık Yanınızda Taşımayın!
Bazen şöyle bir cümle söylendiğini duyarım da, kanım mı donsun, kahkahalarla güleyim mi şaşırır kalırım. Mesela kimi arkadaşlar der ki; “Ben eski aşklarımın hiçbirini unutmadım, yaşadığım ne varsa anılarımda, aklımda.”
Aferin. Bu kadar vefalı olduğunuz için kendinizi tebrik edebilirsiniz; bir de tenekeden madalya takın bari! Zihninizde kaç tane yaşanıp bitmiş aşk, yaşanmış ama kötü bitmiş ilişki, ne bileyim kazık atmış, sizi üzmüş arkadaşlarınızla ilgili anılar, kısaca canınızı sıkıp sizi üzebilecek ne varsa sakın bir yere göndermeyin. Ömrünüzün sonuna dek beraber yaşayın!
İnkar edemem; aşk güzel bir duygudur. Bizi mutluluktan bebekler gibi zıplatır, kış ortasında bahar yaşatır, mutlu olmamızı sağlar. Vefa da güzeldir. Yaşanılmış olayları, insanları, ilişkileri, aşkları unutmamak gerekir. Peki ama biz? Kendimize olan vefa borcumuz? Kendimize karşı yerine getirmemiz gereken görevlerimiz ve sorumluluklarımız?
İçimizdeki duygu çöplüğü bana göre gerçek bir bomba gibidir. Nasıl ki bir çöp bidonu, içine tehlikeli maddeler atıldıkça sessiz sakin şişer, dolduğunda da patlar; içimizde taşıdığımız ve hoşlanmadığımız ne varsa doldurduğumuz ‘Duygu Çöplüğü’ de işte böyle tehlikeli bir bölgedir.
Aşk güzeldir elbet. Doğar, büyür, yaşar. Ama unutmamak lazımdır ki bir gün mutlaka biter. Doğası gereği bitmek zorundadır. Tarihe mal olmuş ünlü aşklara baktığınızda göreceksiniz ki, ya kadın ölmüştür, ya erkek… Aşkları da araya ölüm engeli girip bitmeye fırsat bulamadığından, tarihe mal olmuştur. Son aşama hep bitiştir; bu kaçınılmaz. Bitişlerden sonra da zavallı ruhumuzda iyiler yanında kötü olayları da mı tutacağız? Bize kendimizi kötü hissettiren olayları zihnimizde, duygu çöplüğümüzde neden barındıralım?

Zihnimizi Çöplerinden Kurtarma Aşamaları
Gelin isterseniz bugün beynimizin “Duy-gu Çöplüğü” bölümünde bir tarama çalışması yapalım. Bizi üzen, bunaltan, mutsuz eden, süründüren ne varsa onları aklımızdan çıkarıp uzayın boşluklarına bir daha buluşmamak üzere gönderelim. Bunu başarmak için de şu sıralamayı takip edelim:
Öncelikle evimizin içinde kendimize sakin bir yer bulalım. Mekan seçimi size ait olup ses ve gürültüden etkilenmeyeceğiniz, rahatsız edilmeyeceğiniz bir yer olması gerekmektedir.

Terapimizi yapacağımız mekanın renkleri ise rahatlatıcı, pastel renklerden seçilmiş olmalı. Renk seçim imkanımız yok ise, hiç olmazsa oturduğumuz yere yeşil, mavi, pembe, sarı gibi renklerin pastel tonlarından oluşmuş veya bu da bulunamıyorsa beyaz bir örtü örtmek yeterli olacaktır.
Mekan seçimini yaptıktan sonra yanımıza bir adet kalem ve bol miktarda küçük kağıt (hatırlatma kağıtları boyutunda olması yeterli), bir adet kutu, bir de kulaklıkla hareketli bir müzik dinlememize imkan verecek herhangi bir alet alarak, yalnız kalabileceğimiz ve rahatsız edilmeyeceğimizden emin olduğumuz anda mekanımıza çekilelim.
Rahatça oturabileceğimiz bir pozisyonda yerimize yerleşip kendi içimize dönerek duygu çöplüğümüzde tarama yapmaya başlayalım. Bu taramayı yaptıkça aklımıza gelen her olay bir diğerini çağıracak, birbiri ardına kötü anılarımız yavaş yavaş sıraya dizilmeye başlayacak.
Her bir kağıdın üzerine ayrı ayrı canımızı sıkan, bizi üzen, bunaltan hangi anımız varsa onları kısa notlar halinde yazalım.
İçimizde varolanları bitirdiğimize ve hepsini kağıda döktüğümüzü düşündüğümüz anda yazma işlemine son verelim.

Kağıtlarımızı sıraya koyalım. Mekanımıza çekilirken yanımıza almış olduğumuz kutuyu yakınımızda bir yerlere koyalım. Müziğimizi dinlemek üzere kulaklıklarımızı takalım. Dinlemek üzere seçtiğimiz parçaların hareketli bir tempoda olmasına özen gösterelim; çünkü ağır ritimli parçalar bizim dağılıp anılarımıza dalmamıza neden olur.
Sıraya koyduğumuz kağıtları teker teker alıp okuyalım (tercihen sesli), okuyup bitirdikten sonra da buruşturup çöp sepetine atalım. Bu işlemi yaparken gözlerimizi kapatalım. Bu arada bu olayın beynimizin içinden dertop olup kağıdımızı attığımız kutuya düştüğünü hayal edelim.
Yazdığımız kaç adet kağıt varsa hepsi için aynı işlemi uygulayalım. Tüm kağıtlarımız bittiğinde, bunları doldurduğumuz kutuyu da alıp hepsini akan bir suya keyifle boşaltalım. Akar su hiçbir zaman kir barındırmaz, kötü anılarımıza da layık oldukları finali yaşatacaktır.

Bu terapiyi, olumsuz hisler bizi ne zaman rahatsız ederse tekrar uygulayabiliriz. Lütfen unutmayın, bunu vefasız olduğumuzdan veya insanlara değer vermediğimizden değil, sadece karmakarışık hislerle baş başa kalmak yerine, biraz olsun ferahlamak ve ruhumuzu rahatlatmak için yapıyoruz. Önce de söylediğim gibi aşk güzeldir; yaşanılanlardan ise sadece güzel olanlar muhafaza edilmeye layıktır. Bizi rahatsız eden ne varsa uzaya yollayıp hem rahatımızı kaçırmayalım, hem de yeni ve güzel duygulara gerekli yeri açabilelim.

Sevgiyle kalın.

Yaşamsal ve Kişisel Gelişim

Kendini Sevmek Ve Onaylamak…

yıldız

Kişi kendini olduğu gibi kabul ettiğinde, onayladığında ve sevdiğinde, her şey zamanla yoluna girecektir.
Küçük mucizeler (sağlığın düzelmesi, daha çok kazanma, ilişkilerin daha doyumlu hale gelmesi, kendini daha yaratıcı ve doyurucu biçimlerde ifade etmeye başlama, vb.) her yerde görülür.
Ancak küçük mucizeler çabalamandan kendiliğinden olmaz, emek gerektirir.
Kendini sevmek ve onaylamak, güven ortamı yaratmak, kendine güvenmek, layık olduğunu düşünmek ve kendini olduğun gibi kabul etmek, kişinin kafasının içinde yeni bir düzen ve daha sevecen ilişkiler kurması demektir.
Kendini ve bedenini seven bir kişi, ne kendini ne de başkalarını kötüye kullanır.
Çünkü kendini onaylama ve kabul etme, kişinin hayatının her boyutunda olumlu değişimlerin olması için temel bir anahtardır…

Merih Keçe