Yaşamsal ve Kişisel Gelişim

Hayatın Gerçek Amacı…Okumaya değer anlamlı bir makale.

large (63)
Hayatının gerçek amacı…
Bir klişe gibi değil mi, sence de bu söz?
Sanki birisi ukala ve bilmiş görünmek için açıyor bu konuyu gibi gelmiyor mu, sana da…
Ya da aslında kendisinin bir çıkarı var da, senden onu almaya çalışıyormuş gibi hissetmiyor musun?
Aslında benzeri pek çok söz var hayatımızda, söylene söylene artık bırakın doğruluğunu unutmamızı, doğruluğuna inanmamaya bile başlamışız bunların…
Mesela, “Gerçek mutluluk parayla veya paranın satın aldıklarıyla gelemez.” gibi…
Bu da tam bir klişe gibi değil mi?
Hele hele işsiz ve çocuklarının karnını doyurması gereken bir babaya bunu söylesen, herhalde adamın elinden bir kaza çıkmaması için çok sabırlı ve anlayışlı bir insan olması lazım.
Ama, görünüşte ne kadar basmakalıp, ve ukala sözler gibi görünüyor da olsalar, içten içe hepimiz biliyoruz: Bir doğruluk, bir gizem, bir bilinmeyen var bu sözlerde ama ne acaba?
Yıllar yılı, işte ben de bu düşüncelerle, hep bir arama modunda hayatımı sürdürdüm.
Hayatımızın gerçek amacı, gerçek amaç, gerçek mutluluk, hayatımın amacı…
Hem bir taraftan bu konularda konuşanlara hafif bir şüpheyle bakarken, bir taraftan da hayatta kalma mücadelesi verdim.
Diğer bir taraftan da, içten içe hep bunların peşinde koşup, ne olduklarını anlamak için uğraştım.
Ve şimdi, şunu tüm kalbimle söylüyorum ki: Ne kadar klişe haline dönse de, ne kadar çok bahsedilip anlamını, doğruluğunu yitirmiş gibi de olsa, gerçek amacını
bulmak, gerçek mutluluğu tatmak, hayatını gerçek amacınla uyum içinde geçirmek diye bir şey var hayatta…
Şöyle bir bak etrafına, sen de göreceksin ki: En mutlu ve en başarılı insanların hepsi, Bir şekilde sahip oldukları kendilerine özgü yetenekleri ve kendilerine özel o hayat amacını keşfetmişler, Bu amacı, kendilerinin, ailelerinin ve pek çok
insanın yararına olmak üzere, bir şekilde hayatlarına sokmayı başarmışlar.
Ve hem kendileri, hem aileleri hem de etkiledikleri pek çok insanın anlamlı bir hayat yaşamalarına yardım ediyorlar.
İster herkesin gözü önünde olsunlar, ister sessiz ve kendilerine özel bir hayat sürsünler, hayatlarını gerçek amaçlarıyla uyum içinde yaşayan bu insanlar hep başkalarının hayranlığına, hatta bazen de imrenme veya kıskançlığa maruz
kalıyorlar. Çoğunlukla bu insanların tam olarak neye sahip olduklarını
anlayamıyoruz. Ama yine de hissediyoruz ki hayat bir şekilde bu insanlara gülüyor, bunların hayatında pek çok şey iyi gidiyor ve biz de istiyoruz her neyse bu güzelliklere sebep olan o şeyi…
Hayatını gerçek amacına uyumlu yaşayan insanlar, hep bizim dikkatimizi çekiyorlar ve çevrelerine bir neşe saçıyorlar ve enerji dolular.
Sanki bir ışık var çevrelerinde ve aydınlatıyorlar etraflarını nereye giderlerse gitsinler. Biz de onlarla daha çok birlikte olmak, onları takip etmek, onları izlemek, onlardan bir şey almak istiyoruz, sanki onlardaki bir şey bizi devamlı onlara çekiyor.
Kendi hayatımızdaki durum ise hiç de iç açıcı olamayabiliyor:
Ne iş yapacağını bilememek. İş bulamamak. İşten işe geçip doğru işi aramak.
Bir başkası için deli gibi çalışıp onu zengin ederken, kendini parçalamak ve az ücret almak. Kendi işini kurup, borç içinde, faturaları ödeyemeden iflas edip kalakalmak ve eski işinden daha kötü durumlarda çalışmak zorunda kalmak.
Ve bir gün geliyor, hayatımızı, sadece yaşadığımız acılar, zorluklar, yokluklar ve problemler olarak görüyoruz ve bunların çözümü için hep dışarılara bakıyoruz.
Ben de yıllar içerisinde, ne kadar acılı da olsa, çoğunlukla, deneme-yanılma
yöntemiyle ve çok okuyarak, (bazen gerçek amacımla uyum içinde olmayan şeyler de olsa)çok çalışarakhayat amacıyla uyum içinde olmayan pek çok
insanla bire bir çalışarak ve hayat amacıyla uyum içinde olan nadir insanlarla bire
bir çalışarak, hayatımın amacının nasıl bir şey olduğunu, nasıl bulunduğunu,
bulunca onu nasıl hayatıma adapte edebileceğimi anladım.
İşte bu rapor bu bulduğum cevap için.
Sen de kendine şunları söylüyor musun?
“Daha iyi bir iş belki her şeyi halledecek…”
“Daha iyi bir yöntem lazım istediğim her şeye ulaşmak için ama hangi yöntem….”
“Bir yerlerde bir çözüm var ama nerede, bu çözüm bana nereden ve nasıl gelecek?”
“Ah bir yardım edecek tanıdıklarım olsaydı, bu yaşadıklarımı yaşamazdım.”
“Ah bir daha çok param olsaydı, böyle olmazdı.”
Bunlar hep, problemlerimizin çözümlerini dışarıda aradığımızın işaretleri…
Gerçekten de, dertlerimizin, sıkıntılarımızın çözümünün hep dışarıdan geleceğini zannediyoruz.
Oysa öğrendiğim büyük gerçek şu ki:
Dışarıda aradığım tüm cevaplar, başkalarında aradığım tüm çözümler aslında benim içimde ve sadece ben biliyorum bu cevabı da çözümü de…
Evet, hayatımdaki olaylar, acılar ve ezmeler bu cevabı en derinlere gömmüş ve artık görünürde değil.
Ama yine de, cevap hala bende ve ona ulaşmam mümkün.
Ben, sandığımdan çok çok daha fazla, Allah vergisi yetenekleri olan, ruhi bir varlığım.
Bu varlığım, bu vücutta doğmadan önce de mevcuttu ve bu vücudu bıraktığım zaman da mevcut olmaya devam edecek.
Hayatta başıma gelen her şeyde, verdiğim her kararda, ruhumun en derinlerindeki o gerçek amaç, beni hep yönlendirmiş ve beni gelmem gereken noktaya getirmiş.
Her birimiz, içimizde dünyayla paylaşacağımız o özel yetenekle doğmuşuz.
Evet  işte gerçek bu.
Ve bunlar sadece benim için geçerli değil.
Senin için de geçerli.
Aradığın o cevap, aradığın o çözüm, senin içinde, dışarıda değil.
Ve sen biliyorsun o aradığın cevabı da çözümü de…
Bir düşün, ya hiç bir şüpheye yer olmadan, hayatta ne yapmak istediğini tam olarak bilseydin ve bu konuda Allah vergisi bir yeteneğin olsaydı ve hayatta yaşadığın acı-tatlı tüm olaylar, seni eğitmek için ve yaşamak istediğin hayatı ortaya çıkartabilmen için, ruhunun en derinliklerinde senin tarafından
planlanmış olsaydı…
İnanılamayacak kadar güzel olurdu, değil mi?
Sanki her şey yerine oturmuş, bilmecenin bütün parçaları doğru yere gelmiş ve çözülmüş gibi.
Gerçekten de, sanki elimizde bir pusula varmış gibi, hayatta ne tarafa gideceğimizi ve nereye gittiğimizi biliyor olurduk.
Evet, bu cevap sende var ve sen de açığa çıkarabilirsin içindeki bu sana özel pusulayı.
*************************************
Bunun için, üç konuyu çok iyi anlamamız gerekiyor.
1- Hayatımızın vazgeçilemez 8 parçası…
2- Hayattaki değerlerimiz…
3- Hayattaki hobilerimiz ve özel meraklarımız…
*************************************
1- Öncelikle hayatımızın VAZGEÇİLEMEZ 8 parçasını anlayalım:
1. Vücut sağlığımız ve sahip olduğumuz kişisel eşyalar.
2. Aile, çocuklar ve gelecek neslin üretilmesi.
3. Arkadaşlar, iş, ait olduğumuz gruplar, yaşadığımız şehir, ülke, vatandaşlar.
4. Tüm insanlar.
5. Tüm canlılar. (Bitki ve hayvanlar)
6. Fiziksel evren. (Hava, su, toprak, güneş ve tüm maddeler.)
7. Ruh olarak varlığımız ve diğer ruhlar.
8. Allah
Hayatımızın bu 8 parçasının her biri de gerçekten vazgeçilemez.
Bunun aksini düşündüğüm ve bunlardan birinden vazgeçmeye veya reddetmeye kalktığım her dönemin sonu hüsranla bitti ve o vazgeçtiğim parçaya tekrar sarılarak hayatımı devam ettirmem gerektiğini anladım.
Gerçekten de sağlığımızı boş versek, hastalık yakamıza yapışınca anlıyoruz. “Boş vermeye gelmiyormuş.”
Ailemizden vazgeçsek, en sıkışık anımızda yine ona dönüyoruz ve anlıyoruz. “Ailemiz her şeyimiz.”
Evlilik ve çocuk yapmayı boş versek, gün geliyor, hayatımızdaki önemini anlıyoruz evlenmenin ve çocuk sahibi olmanın değerini.
İş”in önemi, sanırım en çabuk öğrendiğimiz…
Karın doyurmak, kışın soğukta ısınmak, faturaları ödemezsek olacak şeyler hemen öğretiyor bize, “İş gerçekten de hayatımızın vazgeçilemez bir parçası.”
Arkadaşlarımız, yaşadığımız şehir, ülke ve vatandaşlar da günlük hayatımızı kaplıyor ama genelde, içten içe bunlardan da vazgeçebiliyoruz.
Arkadaşlarımızla küskünlükler, onların düzelemeyeceğini düşünüp, buna inanmak, hatta hatta hayatta hiç dostumuzun, arkadaşımızın olmadığını düşünmek gibi.
Ya da yaşadığımız şehrin veya ülkemizin insanları için, “Bu millet adam olmaz.” şeklinde düşünmek de bu parçadan vazgeçtiğimizin bir işareti.
Bu da hayatımızda bir bozulma, keyif kaçıklığı, genel bir şikâyet ve memnuniyetsizlik havasında hayatımızı sürmemize sebep oluyor.
Hatta bunlardan tamamen vazgeçip, ümidi kesip gurbet ellere gidebiliyoruz.
Ama oralarda da hep bir yabancılık, dışarıdakilerden olma hissinden kurtulamıyoruz. Dillerini ne kadar iyi konuşursak konuşalım, aradaki içten içe bir duvar bizi hep yabancı hissettiriyor. Ve çoğunlukla, bu ilk 3 parçayla o kadar bir uğraş içindeyiz, bunların içinde öyle bir boğuşuyoruz ki, bırakın diğer parçaları
görmeyi, onlar hakkında düşünmek bile bazen bize çok zor geliyor.
Oysaki hayatımızın bu vazgeçilemez 8 parçasının her birinin diğerleriyle uyum içinde olması çok önemli.
Sadece birisinden vazgeçmek bile mutsuzluğa davetiye çıkarmaya yetiyor.
Hele hele, eğer bunlar birbirleriyle çelişiyorlarsa veya biri diğerine zarar veriyorsa, mutsuzluk da kaçınılmaz oluyor. İlk adım olarak ise, tüm bu parçaları idrak etmek ve onları takdir etmek yeterli.
Mesela vücut sağlığımızın vazgeçilemez olduğunu idrak edince, hemen bir sağlık fanatiği olmamıza gerek yok. Sadece yediklerimize, içtiklerimize, soğukta-sıcakta üşümemeye, aşırı terlememeye, dikkat etmek ve bir saygı, bir özen göstermek
yeterli.
Aynı şekilde, mesela, 4. parçanın (tüm insanlar) önemini idrak edince, her şeyi bırakıp insanlığın hizmetine adamamız gerekmiyor kendimizi.
Bir takdir etme, değer bilme, hakkında güzel bir söz söyleme onu hayatımızın vazgeçilemez bir parçası yapmak yolunda ilk ve en temel adım olabilir.
Ve bu, 1’den 8’e hayatın tüm vazgeçilemez parçaları için geçerli.
Mesela, 5. parçayı (bitki ve hayvanlar), yediğimiz yiyecekler ve içecekler için teşekkür ederek, şükrederek, onların önemini ve değerini anladığımızı söyleyerek veya düşünerek, yerken Allah’ın adını söyleyerek, onları vazgeçilemez bir şekilde
hayatımıza yerleştirebiliriz.
Vejeteryan olmak, onların bize sundukları değerleri (hayatta kalma, gelişme, temel ihtiyaçlarımızın giderilmesi) reddetmek ve bu güzel lütufları yok saymak veya milyarlarca kişinin minnetle kabul ettiği güzel bir hediyeyi zorbalık diye
adlandırmak olduğu için, hayatın bu vazgeçilemez 5. Parçasına çok büyük bir darbe vurmuş oluyor. Ve bundan uzak durmak lazım.
(Ben bunun böyle olduğuna inanıyorum ama Allah daha iyi bilir. Ona sığınırım ben hata yapmaktan, cahillerden olmaktan.)
Ya da, bu 5. parçayı vazgeçilemez bir şekilde hayatımıza yerleştirmek için, gördüğümüz, yetiştirdiğimiz çiçekleri, ağaçları, kuşları, can dostumuz köpekleri vs. takdir edip, sevebilir, onlara saygı ve özen gösterebiliriz…
Tabii ki ormanları koruma derneğinin aktif bir üyesi olarak da bir katkıda bulunabiliriz ama henüz ilk 3 parçada boğuşup, hayat mücadelesi veriyorsak bu son derece ulaşılmaz görünebiliyor, değil mi?.
O zaman, sokakta gördüğümüz büyük bir ağacın güzelliklerini, insanlara faydalarını düşünüp sadece bir an takdir etmek bile yeterli bir katkı olacaktır. Önemli olan gücümüzün yettiği derecede bir değer bilmeyi hayatımıza sokmak.
Aynı şekilde 6. parçayı da (fiziksel evren) hayatımıza uyum içinde dâhil etmek mümkün. İçtiğimiz suyun, içimize çektiğimiz havanın hayatımızdaki önemini anlayıp, takdir etmek yeterli.
Derin bir nefes almak ve bu hava için şükretmek, bindiğimiz arabanın veya otobüsün, kullandığımız çatalın, kaşığın, başımızın üstündeki çatının yapıldığı maddenin fiziksel evrenin bir parçası olduğunu ve bunlarda bizim için pek çok fayda olduğunu, sadece düşünmek veya söylemek, evimizi, odamızı biraz derli toplu tutmaya dikkat etmek de, bu 6. parçanın hayatımızda uyum içinde
var olmasına yeterli olabilir.
Aynı şekilde, mesela, 7. parçanın (ruh olarak varlığım ve diğer ruhlar) önemini idrak edince, her şeyi bırakıp ruh çağırma seansları yapmamıza veya ruhlara tapmamıza gerek yok. Bir anlayış, bir sevgi, bir saygı, bir acıma, Allah’tan onlar adına bir af dileme, hakkında güzel bir söz söyleme, onu hayatımızın
vazgeçilemez bir parçası yapmak yolunda ilk ve en temel adım olabilir.
Mesela, 8. parçayı (Allah), ki O aslında diğer tüm parçaları da içerisinde barındırıyor ve yedinciden birinciye doğru hepsinin birbirinden çıkmasını ve birbirleriyle nasıl uyum içinde var olacaklarının kurallarını belirliyor, evet bunu idrak edince de diğer tüm parçaları bırakmamıza gerek yok.
Allah’ın bize olan lütuflarının değerini bilmek, şükretmek, onun yol gösterişini takip etmek, okumak, öğrenmek, sıkıntıdayken O’na dua etmek, Ondan yardım istemek, işler yolundayken teşekkürlerimizi sunmak, ilk adım olarak yeterli olacaktır onu hayatımıza vazgeçilemez bir şekilde dâhil etmek için Sen de bu hayatın 8 vazgeçilemez parçasına bir bak.
İçlerinden birini veya daha fazlasını, hayatından çıkartıp atmış mısın yoksa değerlerini anlamadan yaşayıp gidiyor musun?
Veya bunlardan biri veya bir kaçı hayatında çok önemli olabilir.
Veya bunlardan biri veya birkaçında hayatının en büyük dertlerini yaşıyor olabilirsin.
İşte bu en önem verdiklerin ve en çok acı çektiklerin, hayatının gerçek amacı hakkında sana ipucu verecektir.
Benim için de gerçek amacımı bulmak, Sherlock Holmes ya da Komiser Kolombo gibi, aynen bir dedektif gibi bu ipuçlarına bakarak, onları birleştirerek, her bir ipucunu, diğer ipuçlarının ışığında, her açıdan tekrar inceleyerek bakma ve bulma işlemi oldu.2- Hayatımızın gerçek amacını bulma yolunda bakmamız gereken ikinci önemli konu da şu: Hayatta en çok önem verdiğimiz değerler.Yaşadığımız sıkıntılar, dertler, toplumdan gelen mesajlar, bizim için hayatta en önemli şeyin para olduğuna inanmamıza sebep olabiliyor.
En başta bahsettiğim o babayı hatırlıyor musun?
Hani, işsiz ve çocuklarının karnını doyurması gereken o baba.
Gerçek şu ki, eğer bu babaya, “hayatında paranın asıl amacı ne?” diye sorarsak, sanırım bu baba doğru cevabı daha iyi bulabilecektir. “Çocuklarımın tokluğu, mutluluğu, ailemin güvende olması” gibi.
Gerçekten de para aslında bir amaç değil, amaçlarımıza ulaşırken kullandığımız bir araç.
Önemi de bir araç kadar. Yani bir araç ne kadar önemliyse o kadar.
Mesela, İstanbul’dan Ankara’ya gitmek istiyoruz. (Amaç)
Uçakla, gidebiliriz. (Araç)
Trenle gidebiliriz. (Araç)
Otobüsle gidebiliriz. (Araç)
Arabayla gidebiliriz. (Araç)
Ata binip gidebiliriz (Araç)
Yürüyerek gidebiliriz. (Araç)
Görüyorsunuz ki, para kolaylık getiriyor, hız getiriyor amacımıza ulaşmakta ve hayatta bir önemi var ama kendisi amaç olmamalı ve asıl amacı asla unutmamamız lazım.
Hayatta mutlu olmak istiyorsak, araçları amaçlarımızdan ayırmayı ve araçlardan ziyade amaçlara odaklanmayı iyi öğrenmemiz lazım.
Amaçlar, bizim için hayatta en önemli şeyler. En çok değer verdiğimiz şeyler.
Onlar bizim hayat değerlerimiz.
Hayatta verdiğimiz her kararı, bu hayat değerlerimizin yol gösterdiği şekilde vermemiz, onlarla uyumlu kararlar almamız, mutluluğumuz için çok önemli.
Aslında hayatta her şeyimiz bu değerlerimizin etkisiyle oluşuyor.
Yaşadığımız yer, Zamanımızı nasıl geçirdiğimiz, Nasıl konuştuğumuz, Nerede çalıştığımız, Paramızı nasıl harcadığımız, Seçtiğimiz arkadaşlar, işler, şehir vs. vs.
Ama bir noktada, bu değerler göz önünden kaybolup, araçlara odaklanıp kalabiliyoruz.
Nedir bu takılıp kaldığımız araçlar?
Para,
iş,
kıyafetler,
çalışmak,
kilo vermek,
spor yapmak,
ev,
araba,
tatil,
mücevherler,
yüksek bir pozisyon,
mevkii,
yatlar, katlar, hanlar,
gemi,
borçları ödemek,
seyahat,
mutfak takımı,
okumak,
eğitim,
dua etmek,
camiye gitmek,
bağışta bulunmak, vs. vs.
Bunlar aslında hep bir araç, hepsi ulaşmak istediğimiz bir amaca hizmet ediyor.
Peki, hangi amaçlara hizmet ediyor bu araçlar?
Güvende olmak, (1’den 8’e her parçada olabilir)
Hayatta kalmak,
Temel ihtiyaçların giderilmesi,
Ağrısı-sızısı olmamak,
Sağlık, (1’den 8’e her parçada)
Aile,
Evlilik,
Sevgi,
Arkadaşlık,
Hizmet,
Başarı, (1’den 8’e her parçada olabilir)
İyi çocuklar, iyi insanlar yetiştirmek,
İyi, doğru ve güzel şeyler öğretmek,
Bir değer yaratmak, (1’den 8’e her parçada olabilir)
Ülkece gelişmek,
Tüm insanların gelişimi,
Tüm canlıların gelişimi,
Doğanın korunması,
Yaşadığımız gezegenin korunması,
Ruhi gelişme,
Anlayış, (1’den 8’e her parçada olabilir)
Mutluluk, (1’den 8’e her parçada olabilir)
Özgürlük,
Heyecan,
Neşe,
Denge, (1’den 8’e her parçada)
Rahatlık,
Gelişme, ilerleme, (1’den 8’e her parçada)
İyiyi, güzeli, doğruyu bulma, (1’den 8’e her parçada)
Gerçeği bulma, (1’den 8’e her parçada)
Görev
Yardım, (1’den 8’e her parçada)
Allah’tan bir hoşnutluk, (1’den 8’e her parçada)
Allah’tan bir lütuf, (1’den 8’e her parçada)
Yüz aklığı, (1’den 8’e her parçada)
İman (inanmak, bilmek)
Ne zaman ki bu hayat değerlerimizi unutuyoruz ve sadece araçlar üzerine konsantre oluyoruz, işte o zaman pek çok şey ters gitmeye başlıyor ve sonu hep hüsranla bitiyor.
Hâlbuki tüm araçlar, sadece ve sadece bu değerlerimize ulaşmamıza yardım ettikleri için önemliler.
Biz de, ne kadar çabuk, bu değerleri hayatımızdaki birinci ve en önemli şeyler sınıfına, araçları ise ikinci derecede önemli şeyler sınıfına sokabilirsek, o kadar çabuk arzuladığımız hayatı yaşamaya başlayabiliriz.
Bu böyle, çünkü hayatı gerçek değerlerimizle uyum içinde yaşamaya başlayınca, otomatik olarak hayatta doğru adımları atıyoruz, otomatik olarak her yaptığımız şeyde düzgün iş çıkarıyoruz.
Ve devamlı doğru atılan adımlar, devamlı doğru yapılan şeyler bizi jet hızıyla ulaştırıyorlar, arzuladığımız hayata, çünkü pusulamız bize doğru yolu gösteriyor.Çekim yasasına göre de insan amaçlarına odaklanırsa, araçlarkendiliğinden yoluna giriyor.En derinlerde ruhumuz biliyor bu değerleri…
Derinden derine hepimiz bu değerler için yaşıyoruz.
Çeşitli sebeplerle, onları bıraktığımız zaman, bizi doğru yola geri getirmeye çalışan öz benliğimiz, sıkıyor da sıkıyor bizi acılarla, sıkıntılarla…
Neden?
Gözümüzü açmamız, doğruyu, gerçeği görmemiz, bizim için hayattaki en önemli şeyler olan o değerlerimize tekrar sahip çıkmamız için.

Hayattaki Değerlerimizin Gözden Geçirilmesi:
Bizim için En Önemli Olan ilk 5 Değer (dönemden döneme değişebilir.)
Amaçlarımızın hepsi çok değerli.
Ancak, hayatımızın her döneminde bazı değerler diğerlerinden daha öncelikli konumda olabiliyorlar.
Mesela, işsiz bir baba için “neşe,” “ruhi gelişme,” “yaşadığımız gezegenin korunması,” “doğanın korunması” değerlerinin, en önemli değerler olmasına imkan yok, sence de öyle değil mi?
Bu baba için en önemli ilk 5 değer belki de, “aile” “temel ihtiyaçların giderilmesi,” “hayatta kalmak,” “güvende olmak,” “hizmet ” olabilir. (Hizmet, çünkü böyle bir durumda bu kişi şöyle diyebilir: Ne iş olsa yapardım, iyi çalışırdım, yok mu
bana iş verecek kimse?
Ve eğer bu işsiz baba, bu değerlerini kendine amaç edinip, bir de bunları sözle telaffuz etmeye başlarsa, bu değerlerin bir kısmı veya hepsi, çekim yasası gereği otomatik olarak yolunda gitmeye başlayacak.
Aniden, birçok hoş sürprizlerle karşılaşacak.
Mesela, bir tanıdık aniden gelip, bir işten bahsedecek veya bir arkadaş aniden bir yardımda bulunacak vs.
Bu değerlerin sık sık, sözle veya yazılı olarak telaffuz edilmesi çok önemli. Maalesef, adını koymadan, belli belirsiz istemek aynı etkiyi yaratmıyor.
Niyetsiz tutulan oruç veya niyetsiz kılınan bir namaz gibi. (Dinimizde niyet etmenin bu kadar çok kullanılmasındaki bilgeliği anlamamıza yardım ettiği için Allah’a şükürler olsun.)
İşte bu baba, bulduğu bu en önemli ilk 5 değerini amaç edinip, gözü önüne alarak, etrafa baktığında, önünde fırsatlar görmeye başlayacak. Arka arkaya atılan doğru adımlar, doğru zamanda doğru yerde olma mucizeleri, doğru zamanda doğru şeyler söyleme yetenekleri, ortaya çıkacak.
Hâlbuki parayı kendine amaç edinip etrafına baktığında, yanlış amaç, yanlış hayat görüşü ve duygusal durum yüzünden, hem parayı hem de zaten dikkate almadığı o değerlerini kendinden daha da uzaklaştırmış olacak.
Kendisi için bu en önemli konumdaki amaçlara konsante olduktan sonra, kendisine sorsa “Her bir değer için elimden gelen ve yapabileceğim 5 şey nedir?” diye ve bulduğu şeyleri yapmaya koyulsa, her şey daha da hızla yoluna girmeye
başlayacak.
Bu 5 amaca konsantre olmuşken, diğer değerlerini de unutmadan, hafifçe de olsa onları takdir ederse ve bunların birbirleriyle çelişmelerine izin vermezse, bir de bakacak ki, bu 5 değer hayatında tam olarak var olmuş bile.
İşte o zaman, tekrar bir gözden geçirme yapıp, o an içinde bulunduğu bu yeni dönemin 5 en önemli değerini bularak, ve her biri için elinden gelen 5 adımı atarak, hayatını devamlı geliştirebilir ve ilerletebilir.
******************************************
Gerçek Amaç
Bir de, tüm bu hayat değerleri arasında, hepimiz için “özel olan bir tane değer” var ki, işte o hayatımızın anlamını, hayatımızın amacını ifade ediyor.
Bu bizim için çok özel olan ve dönemden döneme önemi hiç azalmayan değer, bizim için en önemli değer.
Onu ne zaman boş versek, acılar, sıkıntılar, yokluklar, eziyetler hemen hayatımıza tam gaz girmeye başlıyor.
Aslında, geçmişte yaşadığımız her şey, acı olsun tatlı olsun, bize bu değerin bizim için önemini anlamamızı sağlamak için başımıza geliyor.
Bu en önemli değerini bulan ve onu hayatının amacı olarak yaşayan kişi, başarıdan başarıya koşuyor, çevresine ışık saçıyor. Evet, gerçekten de, herkesin tüm bu hayat değerleri arasından bir konuda delilik derecesinde bir merakı ve yine onunla alakalı olabilecek bir yeteneği oluyor.
Senin için hangi değerlerin şu an en önemli olduğunu sen biliyorsun.
Senin için hangi değerin her zaman çok önemli olduğunu da yine sen biliyorsun.
Evet, gerçekten de, senin için hangi değerlerin şu an en önemli olduğunu sen biliyorsun. Ve senin için hangi değerin her zaman çok önemli olduğunu da yine sen biliyorsun. Ben burada sadece elimden geldiğince bir yol göstermeye
çalıştım. Aklıma gelen her değeri belirtmeye çalıştım ama benim atladığım bazı değerler olabilir. Sen yine de kendi içine bak ve cevabı kendinde ara. (Hatta atladığım bazı değerleri keşfedersen, bana da bildirsen, çok mutlu olurdum.)
Bunlar benim kendimi ve başkalarını gözlemlediğimde bulduğum değerler.
İçlerinden bir tanesi de benim kendi hayat amacımla ilgili.Anlamamız gereken üçüncü önemli konu:
3- Hayattaki hobilerimiz ve özel meraklarımız…Hayatta hepimizin, kendine özgü, özel merakları, yetenekleri, hobileri, bırakılsa saatler geçirebileceği uğraşları oluyor.
Mesela benim için bunlar, okumak, düşünce ve duygularımı günlük tutarak yazmak, kırtasiye araçları (evet, kalem, defter, kağıt, silgi vs.) ve süslü yazı tipleri (fontlar)dı.
Çocukken, Pazar sabahları evde herkes uyurken, ben erkenden kalkar, eski dergilerdeki, süslü fontları, ucu iyice açılmış kurşun kalemimle, defterime geçirmekle uğraşır ve zamanın durmasını, herkesin olabildiğince geç kalkıp, benim bu eğlencemi bölmemelerini dilerdim.
Zaman su gibi akıp giderdi.
İşte bunun gibi basit şeyler de olabiliyor, özel meraklarımız.
Bir başka örnek, ağabeyim için varsa yoksa balıklar, güvercinler, hayvanlardı.
Veya çocukken, bulabildiği her kâğıt parçasına, araba resimleri, yüz resimleri, aklına gelebilecek her türlü resim çizip duran bir arkadaş vardı. Bu da onun merakıydı. Bu meraklar, öyle bir tür merak ki, kimsenin bize hatırlatmasına, hadi şimdi yap demesine gerek olmayan türden.