Gülşah'ın Notları

Selam :)

tumblr_na0bdzM99W1qlap16o1_500

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Selam Kıdım Gülşah Takipçileriiiii

Nasılız bakalım keyifler nasıl.Beni sorarsanız ben çok iyiyim diyerek mektup klasiğine bağlamadan konuyu ben hemen son bir  kaç gündür nerelerdeydim ve bu aralar nerelerde  olacağım onunla  ilgili ufak bir  not bırakayım dedim buraya.

Son bir  kaç gündür nerdeydimmm ımm evdeydim.Ygs hazırlıklarım başladı.Tarih’ten başladım çalışmaya.Aynı zamanda kursum var,hafta içi hergün oraya gidiyorum.Yani anlayacağınız pc ye pek zaman kalmıyor.Yoğunum bu aralar.Takdir edersiniz bu konuları derleyip düzenlemek şıp şıp olan bir şey değil.Öyle  önüme gelen herşeyi paylaşsam tamam işler daha  kolay olacak ama ben kaç yüz makalenin arasından seçiyorum bunları bilseniz :/

Kaliteli içeriğin bedeli de zaman oluyor  malesef.Zaman da  bu aralar  bana  çok lazım olan bir şey.Yani Pc başında geçiremeyecek kadar değerli.Bu gün bir  şey  oldu kitap bile açmak istemedim.Bende fırsattan istifade  bloğumun kapısında  buldum kendimi.Biraz bakınıyım,önümüzdeki bi kaç güne depo yapayım dedim.

Yani sözüm o ki;bu aralar  olurda  kayboluverirsem ortalardan merak etmeyin.Yağmur,Kitap,kahve modumdayım bu son bir  kaç ay.Oooo varya en sevdiğimden…Neyse…Gidişim suskun olur ama dönüşüm muhteşem olur inşallah. a7a95c014c88ce70d535323f816d53f9

 

Dilimin Ucundakiler

Her yol O’na gidiyor…her yol O’na.Başka varış yok!

 

tumblr_nav83fJOan1rurwlto1_400

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yaşamım boyunca daima sevgiyi aradım.Daima…

Sevgi sözcükleri söyleyen,sevgisini gösteren ve hissettiren bir insana dış görünüşü her ne olursa olsun,boyu kilosu,maddi durumu her ne  olursa olsun (bu dost ya da sevgili ) sevgisine karşılık verdim.Bana verdiği sevgiyi yüreğime alıp büyüttüm ve  ona misli olarak geri verdim.

Nerede sevgi gördüysem o beni hep cezbetti,kendine çekti.Bu sevgisizlikten mi?Hayır.Anne Babam ve kardeşlerim tarafından sevilen biriydim.Fakat herkese olduğu gibi sevgi bana da mutluluk veriyordu.Sanki sevgiden yaratılmıştım.Sanki sevgiyle yaratılmıştım…Sevilmediğimi anladığımda inciniyordum.Ya da çok değer verdiğimde karşılığını görmediğimde inciniyordum.Çabuk kırılıyor,alınganlık gösteriyordum.

Çoğu zaman yanıldım.Sevildiğimi sandım.Belkide sevildim ama, sorun baki olacağını sanmamdı.Hala seviliyorum.Annem babam,dostlarım…İhtiyacım olan herkes yanımda ve bana  ihtiyacı olan herkesin yanındayım.

 

Şimdi insanları daha  çok ”O” yarattığı için seviyorum.

Hala tam anlamıyla başaramıyor olsam da;artık yapılan iyiliğin,verilen değerin,gösterilen güleryüzün,hatta düşünülen düşüncenin bile onun rızasını kazanmak için yapmak istediğimi biliyorum.İşte bu yüzden artık incinmiyorum.

Artık özgürlüğün gerçek anlamda ne olduğunu biliyorum,

Şimdi beni bu dünya da seven yegane varlığın  ve benim herkesten çok sevdiğim şeyin ne  olduğunu biliyorum,

Artık arayışımın ne olduğunu biliyorum,

Artık biliyorum…

ve  onu yaşıyorum.Artık sonsuz sevginin,saadetin ne  olduğunu biliyorum.Sonsuz huzurun,amacımın ne  olduğunu…

En büyük  saadetim onun da benden Razı olduğu gün olacak…

Hepimiz daima kendimizi aradık,derinlerimize indik,özümüzü çözmeye çalıştık.

Mutluluğu istediğimiz kadar arayalım.”O”nu bulamadıkça,o yolda ilerlemedikçe,ruhumuz asla tatmin olmayacak asla!O içimizdeki sebebini bilmediğiniz sıkıntılarınız asla bitmeyecek…Çünkü bizim ona ihtiyacımız var.

Özünüze inerken O’NDAN BAŞKA BULABİLECEĞİNİZ BİR ŞEY YOK.

Çünkü;Her yol O’na gidiyor…her yol O’na.Başka varış yok!

Ne mutlu ki öyle,çünkü eşi benzeri bulunmayan ve güzel olan ne varsa O’nda…

Allah’ın selamı üzerinize  olsun…

 

Gülşah Özçiftçi

 

Yaşamsal ve Kişisel Gelişim

Joseph Campbell’in Heros Journey / Kahramanın Yolculuğu Üzerine ;

Mitolojik olaylara ilgim yoktur,inancımda.Yazıda bahsi geçen kitabı okumadım.Size  öneri olarak sunamam.(Dilerseniz gerekli araştırmalarınızı google üzerinden yapabilirsiniz)Ama  bu yazıda bize farklı şekillerde anlatılan konunun özünün bize  katacağı şeyler  olduğunu düşündüm.Zihin süzgecinizi itinayla kullanarak okumanız gereken ve kendinize bir şeyler katacağınız  bir yazı…

İyi Ve Kötü

 

Kahramanın Yolculuğu / Aydınlanma

Carol Pearson “The Hero Within” adlı kitabında bu yolculuk için şöyle diyor:

“Kahramanlar yolculuğa çıkar, ejderhalarla yüzleşir ve kendi gerçek benliklerinin hazinesini keşfederler. Bu görev esnasında kendilerini çok yalnız hissetseler de, maceranın sonundaki ödülleri bir birlik duygusu olur: kendileriyle, diğer insanlarla ve yeryüzüyle. Yaşam içerisindeki ölümle her yüzleşmemizde ejderhayla yüzleşiriz ve yaşamamaya karşı yaşamayı tercih edip kim olduğumuzu keşfetmenin derinliğine her ilerleyişimizde ejderhayı alt eder, kendimize ve kültürümüze yeni bir yaşam getiririz. Dünyayı değiştiririz. Yolculuğa çıkma ihtiyacı nesillerin doğasında vardır.”

 

“Kahramanın Yolculuğu” insanlığın varoluşundan beri insanoğlunun katettiği bir yoldur. Bu yolu çeşitli ifadelerle tanımlayabiliriz:

-İnisyasyon süreci,
-Kişisel dönüşüm süreci,
-Olgunlaşma süreci,
-Yaşam geçişleri vb.

“Bu yolculuk evrenseldir, insanoğlunun varoluşundan beri yapılmaktadır ve insanlık var oldukça da yapılacaktır.”

İnsanoğlu bu süreci geniş anlamda yaşam, dar anlamda ise yaşam kesitleri olarak deneyimler. Bu dairesel bir süreçtir. Büyük dairesel sürecin, yani yaşamın içerisinde bir çok küçük dairesel süreç yaşanır ve bu insanın yaşamı boyunca devam eder.

Ancak bir yolculuğa kahramanın yolculuğu diyebilmemiz için bu yolculukta korkuya rağmen cesaretle davranmak ve böylelikle içinde bulunulan düzeyden en azından bir kademe daha üst bir bilinç ve bütünlük düzeyine çıkmak gerekir. Aksi takdirde bu süreç bir yolculuk değil, yalnızca bir kısır döngüdür. Yolculuğa tekrar tekrar başlanır ama bir türlü tamamlanamaz, ya da çağrılar gelir ama yolculuğa bir türlü başlanamaz.

-Bu yolculuk sembolik anlamda bir ölüm ve yeniden doğuş sürecidir.

Hajo Banzhaf’ın “Tarot Yol Rehberi” isimli kitabında ölüm kartını anlatırken alıntıladıkları bunu özetler. Krishnamurti der ki; “Yaşamla ölümü birbirinden ayırdık ve ikisi arasındaki fasıla korkudur” ve “Ölmeden yaşayamazsınız.”. C. G. Jung ise şöyle tanımlamaktadır: “Ölüm, psikolojik anlamda doğru bakıldığında, bir son değil, daha ziyade bir hedeftir ve işte bu nedenle hayat gün ortası doruğunu geçince ölüme meyleder”. Dolayısıyla eğer kahramanın yolculuğunu gerçekleştirmek ve dönüşmek istiyorsanız, korkacak ama yapacaksınız, ölecek ama yeniden doğacaksınız.

Eğer kısmen de olsa bilinçaltınızı bilinç düzeyine çıkarabiliyor, gölgenizle yüzleşebiliyor, benliğinizi keşfedebiliyor, içsel bütünlüğünüzü günlük yaşamınıza taşıyabiliyor, koşulluluktan kurtulup koşulsuzluğa meyledebiliyor, kabul etmeyi, bırakabilmeyi ve koşulsuz sevgiyi deneyimleyebiliyorsanız o zaman bu, korkudan sevgiye doğru cesaretle yapılan gerçek bir kahramanın yolcuğudur.

Yaşam boyu bir çok yolculuğa çıkar, her seferinde bir adım daha öteye gideriz. Bu yolculukların her birinde ufak da olsa bizde farkındalık yaratan ya da bize kendimizi farklı hissettiren öyle bir ışık vardır ki, o zaman anlarız bunun bir kahramanın yolculuğu olduğunu. En azından bu yolculuğa konu olan detayda aynı kalmamış ve dönüşmüşüzdür. Sonra bu yolculuk biter, bir diğeri başlar ve biz her bir yolculukla adım adım bütünlüğe doğru yol alırız. Aslında biri biter diğeri başlar demek de doğru değildir, çünkü ayrı konularda aynı anda birden fazla yolculuk yapıyor olmamız daha muhtemeldir.

Bu yolculuğun bir diğer adı da Yeraltı Dünyasına İniş’tir ve aşağıdaki aşamalardan oluşur.

-Çağrı
-Eşikten Atlama
-Meydan Okuma / Zorlu Görev
-Yeraltı Dünyasına İniş / Ölüm
-Dönüşe Geçme
-Dönüş Eşiğini Atlama/Yeniden Doğuş
-Lütuf / Yetenek

-Çağrı

Çağrı genelde bizi hareket etmeye çağıran bir zorluk şeklinde kendini gösterir;

Bir kayıp, sevdiğimiz birisini ya da bir şeyi kaybetmek
Aldatılmak, birlikteliğimize ilişkin yaşanan sorunlar
İşten çıkartılmak ya da istifa etmek zorunda kalmak, ya da kendi işimizi sonlandırma zorunluğu
Yaşamda kendini bir çıkmazda hissetmek
Bir karar verme ikileminde olmak ama karar verememek
Hastalık ve bunlara benzer durumlar

Eğer yolculuk zamanımız geldiyse yukarıda bahsi geçenler gibi olgular mutlaka başımıza gelirler ve bize bir şeyler anlatmaya çalışırlar.

Bize bu böyle gitmez demektedirler. Burada devrede olan şey Jung’un eşzamanlılık ilkesidir. Başımıza gelenler tesadüf ya da kör talih değildir. Bunun başımıza gelmesinin bir nedeni vardır ve bizi rutin yaşamımızdan alıp başka bir yere atar.

-Eşikten Atlama

Bu çağrılara kulak vermek bize kalmıştır. “Zaten hep kötü şeyler beni bulur.” “Zaten bende şans olsa…” gibi söylemlere kapılıp eski rutinimize dönmez, konuya “Bu şimdi benim başıma niye geldi?” “Hayat bununla bana ne anlatmak istiyor?” “Bu olayda almam gereken ders nedir?” diye yaklaşırsak çağrıya kulak vermiş ve yolculuğun eşiğinden atlamış oluruz. Bu aşama kısa bir adım olmakla birlikte en az cesaret edilenidir. Çoğu yolculuk çağrıya kulak verilmeksizin başlanmadan kalır ve kişi bir kısır döngüye girer. Çağrılar çeşitli biçimlerde gelmeye devam eder ama kişi o çağrıları hep talihsizlik ve kaderin oyunu olarak algılar.

-Meydan Okuma / Zorlu Görev

Eşikten atladıktan sonra zorlu görevimize başlarız. İç dünyamızla, bilincinde olduğumuz ama inkar ettiğimiz güçlerimizle, ya da bugüne kadar hiç farkında olmadığımız bilinçaltımızın karanlık ve tehlikeli güçleriyle, gölgemizle yüzleşiriz. Bu bizi korkutur. Burada karşımıza çıkan temalar bugüne kadar arkasından gelebilecek olaylardan korkuyor olmamız nedeniyle yaşamaya direndiğimiz, yok saydığımız temalardır, olgusal ya da psikolojik. Ve bu ürkütücüdür, ama zaten de ürkütücü olması gerekir.

Örneğin burada görürüz ki biz taktığımız maske gibi güçlü değilizdir, bizim de ihtiyaçlarımız vardır ve başarısız olmaktan korkmaktayızdır; sahip olduğumuz meslek hiç sevmediğimiz bir meslektir ve sevdiğimiz bir mesleğe yönelmek hem bilgisel, hem de finansal olarak sıfırdan başlama gerektirdiği için bizi korkutmaktadır; bize hiç uymayan bir kişilik ve yaşam modeli geliştirmişizdir ve alıştığımız modelleri terkederek yeni modeller oluşturmamız ve beraberinde çevremizi değiştirmemiz gerekir; ilişkilerimizde sevgi yerine bağımlılık geliştirmişizdir ve sevgi nedir bilmiyoruzdur ve bunu bilmediğimizi görmek bize acı verir, çünkü sevgi vermemiş ve de almamışızdır; görürüz ki biz sandığımız gibi iyi bir insan değilizdir, kıskançlıkla, bencilce ve haince davranmışız, haksızlık etmiş, hiç empati geliştirememişizdir; yıllar geçmiş biz hala kendimizi tanıyamamış, gerçekte ne istediğimizi bilememiş, bunu ifade edememiş ve dolayısıyla o neyse hayattan onu alamamışızdır. Bunları farketmek bizi korkutur, kabul etmek ise cesaret ister ve acıtır. Burada iyiyi ve kötüyü, korkuyu ve arzuyu aynı anda görürüz ama ayrı ayrı durmaktadırlar. Aslında bu ayrı güçler birbirlerini tamamlayan şeylerdir ve bütünleşmeleri gerekir, örneğin beyaz olmazsa siyah olamaz, gündüz olmazsa gece olamaz ve iyi olmazsa kötü olamaz.

Marianne Wiliamson “Return to Love” adlı kitabında şöyle der: “En derin korkumuz yetersiz oluşumuz değildir.

En derin korkumuz ölçülebilenin ötesinde güçlü oluşumuzdur. Bizi en çok korkutan karanlığımız değil ışığımızdır. Kendimize “Ben kimim ki akıllı, göz kamaştırıcı, yetenekli ve muhteşem olayım?” diye sorarız. Aslında, siz kimsiniz ki olmayasınız?” Gölgemiz karanlıkta kaldığı, yani onunla yüzleşmediğimiz takdirde sorun yoktur ama gün ışığına çıkmaya başladıkça ışığımız onunla bütünleştiği için daha da güçlenir ve işte biz bu ejderhadan ve onun gücünden korkarız.

-Yeraltı Dünyasına İniş / Ölüm

Bu, kahramanın test edildiği nokta, kendi ejderhamızla yaptığımız dövüştür. Burada içsel bir süreç olarak yüzleştiğimiz gölgemiz dışsal bir kaynağa yansıtılmıştır ve biz gölgemizi bize kötü davranan, bizi sevmeyen, bizi aldatan, hakkımızı yiyen bir kişi olarak deneyimleriz. Bu yansıma bir kişiye değil bir olaya da yöneltilebilir, yani başarabilmek için gölge yanımızdan yararlanmamız gereken bir sınav, altından kalkılması gereken zorlu bir olay olarak da kendini gösterebilir. Burada bu deneyimin ne anlama geldiğini ve bu anlamı gerçekleştirebilmek için ejderhamızla dövüş stratejimizin ne olması gerektiğini belirlememiz gerekir.

Yani “Neyi, nasıl değiştirmeliyim?”in cevabını bulmamız ve onu uygulamamız gerekir. Örneğin konu bizi tüm yaşam potansiyelimizi kullanmaktan alıkoyan bir davranış ya da ilişki olabilir veya yeniden gözden geçirmemiz ve belki de terketmemiz gereken bir bakış açısı veya yaşam biçimi olabilir. Bu yazıldığı kadar kolay değil zorlu bir dövüştür ve kendini adamak gerekir. Bu dövüşte yenilgiler ve geri çekilmeler olur ama yılmamak gerekir. Burada pes etmek bizi olduğumuzdan da kötü kılacaktır. Peri masallarında ve mitolojik hikayelerde ejderhayla dövüşen kahramana zorda kaldığında daima yardıma koşan ulu bir güç vardır.

Hikayelerde bu bir tanrı, bir hayvan ya da bir ritüel, yani kahramanın inancını güçlendiren, doğru yol aldığını tasdikleyen bir kişi ya da olaydır. Yaşamda da inancını yitirmemek ve gerektiği noktada bir terapist ya da bir dosttan yardım almak gerekir. Hatta bunlar tesadüfi(!) bir şekilde yanımızda da belirebilir, ya da bir kişi olmaz da içimizde öyle bir içgörü belirir ki inancımızı güçlendirir ve bize bir yol gösterir. Bu mücadele esnasında dışarıya karşı kapanmış, dışsal yaratıcılığımızı yitirmiş, öfkeli, acı dolu ve depresif oluruz. Sembolik bir ölüm sürecindeyizdir. Bir diğer deyişle yeniden doğmak için ölmeye yatmışızdır.

-Dönüşe Geçme

Ejderhayı yenip korkularımızdan kurtulduğumuz zaman ölümümüz ve dönüşümümüz gerçekleşir. Yeni bir parçanın oluşabilmesi için başka bir parçamız ölmüştür. Örneğin cesarete yer açılabilmesi için korkumuz ölmüştür, bağımsız ve güçlü olabilmemiz için bağımlılığımız ölmüştür. Yaşama bakışımızda bir şeyler değişmiş, biz değişmişizdir. Kimliğimiz farklıdır ve kaderimiz değişmiştir. Yaşam enerjimiz geri kazanılmış, bize bir ilham gelmiştir. Artık yeni farkındalıklarımızı günlük yaşamımızda uygulayabilmek için ortaya çıkma zamanımızdır.

-Dönüş Eşiğini Atlama / Yeniden Doğuş

Gerçekleşen dönüşümümüzün ardından kendimizle birlik içerisinde olma duygusu deneyimleriz. Dönüşümümüz bize yaşam ve dünya ile uyum getirmiştir. Yolculuğumuzun neden olduğu değişimlerle bütünleşmiş ve yeniden doğmuşuzdur. Bizi yolculuğa gönderen sorun bir sonraki çağrı gelinceye kadar halledilmiştir. Bu duygu ve farkındalıklarla günlük hayatımıza döneriz ve bundan heyecan duyarız.

-Lütuf / Yetenek

Bu süreci tamamlayıp döndüğümüz zaman bunun bir lütfu vardır, sahip olduğumuz yeni yetenek ve farkındalık düzeyimizle bunu keşfederiz. Bu bizim yaşam görevimiz, varoluş nedenimizdir ve keşfedip yaşamımıza dahil etmemiz gerekir. Bu lütuf, daha güçlü olup liderlik etmek, hiç farkında olmadığımız bir konudaki yeteneğimizi keşfetmek ve bunu yaşama uyarlamak, insanlara koşulsuz sevgi verebilmek ve onları olduğu gibi kabul etmek vb. olabilir. Dönüşümümüzün özü, içinde bulunduğumuz toplumda öyle ya da böyle bir farklılık yaratıp ona katkıda bulunmaktır.

Mitolojik hikayelerde kahramanlar ya bir krallığı kurtarır ve ona yeni bir şekil verirler ya da yeni bir krallık, ulus veya inanç sistemi kurarlar. Ama bu her zaman öyle kolay olmaz. Öncelikle bu lütfu keşfetmek zordur ve çaba ister. Bu çabanın mutlaka gösterilmesi gerekir, çünkü yaşadığımız ölüm ve yeniden doğuş sürecinin anlamı burada yatar. Joseph Campbell bu aşamayı yolculuğun en zor noktası olarak tanımlamış, “yeraltından yeryüzüne çıkabilir ama lütfu keşfedememiş olabilirsiniz” demiştir. O nedenle bunu keşfetmek başlı başına zorlu bir görevdir, çünkü keşfedilmediği takdirde buna ilişkin çağrılar gelmeye devam edecektir. Bu lütfu keşfetmenin zorluğunun yanı sıra keşfettiğimizde uygulamakta da zorluk yaşayabiliriz.Yeni düşünce ve farkındalıklarımız her zaman kabul görmeyebilir, biz bu yolculukla içinde bulunduğumuz toplumumuzun sindirebileceğinden öte bir noktaya varmış da olabiliriz. Bu noktada geri adım atmamak ve yolculuğun gereğini yerine getirmek önemlidir.

Tarihteki büyük adamların hiç birisi geri adım atmadıkları için büyük adam olabilmişlerdir. Aslında biz bu lütufla doğarız, yani fiziksel doğum zaten bir lütuftur. Her birimizin dünyaya gelişinin bir nedeni ve yerine getirmesi gereken bir görevi vardır, ama bunu keşfedebilmek için defalarca ölüp yeniden doğmamız gerekir.

 

 

 

İslamiyet

Muharrem Ayı ve Aşure Günü’nün Önemi..

Muharrem Ayı ve Aşure Günü

“Şehrullahi’l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah’ın ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Allah’ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah’ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan “On geceye yemin olsun” ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)

1452045_489936577705235_442645007_n

 

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne “Âşura” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)
Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
“Bu ne orucudur?” diye sordu.
Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
“Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” ‘Buhari, Savm: 69.
O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. “İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.(5)
Yine Tirmizide de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.”(6)
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir” demektedir.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü’minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: “Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela

karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah’ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü’min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir “yas merasimi” haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.

1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.
3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.
4) Müslim. Siyam: 117.
5) Tîrmizî. Savm: 40.
6) A.g.e., Savın: 47.
7) İbni Mâce. Siyam: 43.
8) İhyâ, 1:238
9) et-Tergîb ve’l-Terhİb, 2:116.

Aşure’nin Öyküsü..!

Aşure pişirmek Osmanlıdan sonra daha önem kazanmıştır. Nuh peygamber zamanından geldiği de bilinmektedir. Herkes aşurenin varoluş hikayesinin Hz. Nuh tufanı ile başladığını bilmektedir. Hz. Nuh, Hz. İdris peygamberden sonra kavmine gönderilen peygamberden biridir. Aşurenin hikayesi ise şu kıssaya dayanmaktadır:

Oğulları olan, Sam, Ham ve Yasef kendisine iman etmelerine karşın Kenan ve kavminden pek çok kimse ona inanıp iman etmez. 1000 seneden fazla Allah’ın emirlerini kavmine tebliğ etmesine karşın ne yazık ki çok zulme uğrar ve onların alaylarına maruz kalır. Sonunda kavmini Allah’a şikayet eder. Allah, Hz. Nuh’a çok büyük bir gemi yapmasını emreder. Ve ona yardım etmesi için Cebrail (as) kendisine yardımcı gönderir.

Hz. Nuh emre itaat ederek büyük bir gemi yapar ve kendisine iman eden ne kadar mümin varsa onları gemiye bindirir. Her cinsten birer çift hayvanı da yanlarına alır. Ve Allah sonunda büyük tufanı koparttır. Gökten yağan yağmurlar ve yerden fışkıran sular bütün yeryüzünü kaplar. Ten nur’un kaynaması ile gemi hareket eder.

Sadece gemiye binen müminler kurtulur. Gemi aylarca suda kalır. Bu zaman zarfında yanlarına aldıkları yiyecekler tükenmeye başlar. Geriye kalan yiyecekleri bir kazanda toplayarak bir çorba pişirmeye başlarlar. O zamanda yapılmış çorbaya bugün Aşure diyoruz. Aşurenin hikayesi de bir rivayete göre bu kıssaya dayanmaktadır. Yüzyıllardan bu yana değişmeyen bir gelenek haline gelmiştir Aşure. Osmanlı zamanında bu aya çok önem verilir idi. Muharrem ayının 10. günü oruçla başlanırmış güne, kazanlarca aşureler yapılıp eşe dosta, konu komşuya dağıtılırmış. O zamanda aşure dağıtan gönüllü “aşure sebilcileri” varmış. Fakire, fukaraya aşure dağıtırlarmış.

Aşure günü olan önemli olaylar;

Yerlerin ve göklerin yaratılması

Hz. Ömer’in tövbesinin kabul olması,

Hz. Nuh’un tufandan kurtulması

Hz. Yunus’un balığın karnından çıkması

Hz. İdris’in göğe çıkması

Hz. İbrahim’in dünyaya gelmesi ve ateşten kurtulması

Hz. Süleyman’a saltanat verilmesi

Hz. Eyyub’un hastalıklarından kurtulması

Hz. Musa’nın Kızıldeniz’i geçmesi ve Firavun’un helak olması

Aşure Günü..! Şiiri..

Baktım İlahi metinlere,
Bu gün on muharrem aşure.
Adem’le Havva indi yere,
Bu gün on muharrem aşure.

Bugün doğdu Musa ve İsa,
Balıktan doğuş var Yunus’a,
Nice olaylar var okunsa,
Bu gün on muharrem aşure.

Gezdi hep yeryüzü su diye,
Nuh ve gemi indi Cudi’ye,
Fakirler bekler bir hediye,
Bu gün on muharrem aşure.

İbrahim doğdu mağarada,
Süleyman sultandır karada,
Musa kavmiyle bir arada,
Bu gün on muharrem aşure.

Hüseyin şehit Kerbela’da,
Dua makbul olur Mevla’da,
Bir Şefi’ var Arş-ı Ala’da.
Bu gün on muharrem aşure.

Aşure önemli sonuçta,
Müminler iki gün oruçta,
Azalma yaşanır her suçta,
Bu gün on muharrem aşure…

Şiir : Ekrem Şama.

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:

Bugün aşure günüdür. Allah bugünde oruç tutmayı size farz kılmamıştır. Ben oruçluyum. İsteyen oruç tutsun, isteyen yesin.

| Kaynak: Buhari, Savm 29; Müslim, Savm 19, Ahmed, Müsned, 4/95

Sağlık Ve Güzellik

Bakteriler Hakkında 25 İlginç Gerçek!

Bakteriler, çıplak gözle göremediğimiz mikro evrenin, en önemli elemanlarıdır.

İşte küçük ama önemi büyük olan bu organizmalar hakkında bilmeniz gereken25 bilgi

 

 

1. Bakteriler tek bir hücreden meydana gelmiştir.
2. Şekilleri çubuksu, spiral ya da küresel olabilir.

3. Boyutları genel olarak birkaç mikrometre büyüklüğündedir.

4. Yeryüzünde, aklınıza gelebilecek her ortamda bakteriler mevcuttur. En yüksek dağın tepesinden okyanus derinliklerine, buzullardan asitli sıcak su kaynaklarına, topraktan insan derisine, hatta radyoaktif atıklara kadar pek çok alanda yaşayabilen bakteri türü bulabilirsiniz.

5. Soluduğumuz hava da bakterilerle doludur. Son araştırmalar göstermiştir ki, bazı bakteri türleri tüm yaşamını atmosferde geçirir; bulutların içinde ürer ve gelişir.

6. Vücudumuzda bulunan bakteri sayısı, insan hücresi sayısından 10 katfazladır!

7. Ağzımızda olan bakteri sayısı, yeryüzündeki insan sayısından daha fazladır. Bu nedenleinsan ısırığı, yeryüzündeki en tehlikeli ısırıklardan biridir.

8. Klavyeler, cep telefonları ve çalıştığımız masalar, bir tuvalet oturağındandaha fazla bakteri barındırır.

9. Sanılanın aksine bakterilerin çoğu YARARLIDIR. Örneğin; bağırsak bakterileri vitamin üretir; insan ve hayvanların besinlerini sindirmelerine yardımcı olur. Bazı türleri topraktakiazotu fikse ederek bakliyat türü bitkilerin büyümesini sağlar.

10. Aynı şekilde peynir, yoğurt ve mayalı ekmek gibi ürünler, bakteriler olmazsa yapılamaz.

11. Dünya atmosferindeki oksijenin, nerdeyse yarısının bakteriler tarafından üretildiği düşünülmektedir!

12. Bakterilerin olmadığı bir ekosistem tamamen çöker. Çünkü bakteriler dünyadaki enerji ve besin akışının devamlılığınındaki ana öğelerden biridir.Örneğin; ölü organik maddelerin bozunup toprağa karışması ve bu kaynakların yaşayan başka canlılarda tekrar kullanılmasında; azot, karbon ve kükürt döngüsünde önemli bir rol oynarlar.

Daha basite indirgeyecek olursak, bakteriler olmasaydı ağaçtan düşen bir yaprak ya da gömülen bir insan cesedi hiç bozulmadan yüzyıllar boyunca aynı kalacaktı.

13. Arıtma tesislerindeki suyu temizlemede, bakteriler kullanılır.

14. Petrol sızıntılarının temizlenmesinde de bakteriler yardımcı bir seçenektir.

15. Aşı; ölü ya da zayıflatılmış bakterilerden elde edilir.

16. Bakteriler, gıda zehirlenmesine, kusma ve ishale sebebiyet verebilir. Bu nedenle bazı gıdalar pişirilmeden tüketilmemeli, bazıları ise buzdolabında saklanmalıdır.

17. Bakteriyel enfeksiyonlar, antibiyotiklerle tedavi edilir.

18. Bir mide hastalığı olan gastrite sanılanın aksine stres değil, Helikobakter pilori denilen bir bakteri türü sebep olur. Bu bakteri keşfedilmeden önce, mide ortamında hiçbir bakteri türünün barınmayacağına inanılıyordu.

19. Antibiyotikleri sık kullanmak antibiyotik direncine sebep olur. Aynı şekilde boğaz ağrısı, nezle ve grip gibi hastalıklarda antibiyotik kullanmak yarardan çok zarar getirir. Çünkü bu tip hastalıklara bakteriler değil virüsler sebep olur ve virüsler antibiyotikler tarafından öldürülemez.

20. Bakteriler, kamçıları sayesinde çok hızlı hareket edebilir. Hızları saatte0.00017 km‘ye kadar çıkabilir.

Bu da ne ki demeyin! Burada çok küçük olan canlı organizmalardan bahsediyoruz. Bu hızı 1.80 boyundaki bir insana uyarlayacak olursak, saniyede 100 metre koşmak anlamına geliyor!

21. Yağmurdan sonra duyduğumuz toprak kokusu, aslında Aktinomisetler dediğimiz bakteriler sayesindedir. Bu koku, bu canlıların geosmin adı verilen bir maddeyi sentezlemesinden dolayı oluşur.

22. Aslında vücut terimiz kokusuzdur. Onunla karışan bakteriler nedeniyle koku yayarız.

23. Anne sütü steril olmayıp, sanılanın aksine 600 farklı bakteri türü barındırır. Bir diğer ilginç bilgi de anne sütünde bulunan şeker; bebek için değil, bebeğin bağırsaklarında bulunan bakterileri beslemek içindir!

24. Bal, bebeklerde Botulizm hastalığına sebep olan bakterileri içerebilecek tek gıda kaynağıdır. Bu nedenle yeni doğanlara bir yaşını geçene kadar bal verilmez.

25. İki insan öpüştüğünde, birbirlerine milyonlarca bakteri transfer ederler.

yazı ve derleme: fwmail.net

Genel

Kişiliğin yüzüne yansımış!Yüz, burun, göz hatta alın şekline göre kişilik analizini Resimlere Bakarak Yap…

 

kisiligin-yuzune-yansimis-38074-1g

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

yuvarlak-yuz

 

Yuvarlak: Su grubu burçlarında daha çok görülen yuvarlak yüz hatları narin kişiliğe işaret ediyor. İyi ebeveyn olurlar. Muhafazakar, sakin kişiliklerdir. Arkadaşları çoktur. İletişim kurmayı severler. Kilo almaya müsaittirler. Yemek yemeyi severler. Romantizm ve seks önemlidir.

 

 

dikdortgen-yuz

Dikdörtgen: Toprak grubunda sık görülür. Yaşamlarını adamayı, çok çalışmayı severler. Pratiktirler. Her durumda ne yapılacağını iyi bilirler. Diyet takıntıları olabilir. Dış görünümlerine önem verirler. İskelet problemleri yaşayabilirler. Ani öfke patlamaları, huzursuzluk görülebilir.

 

 

 

kare-yuz
Kare: Sağlıklı ve enerjiktirler. Ateş grubunun tutkusu hissedilir. Yemeyi severler ama kaloriyi çok hızla tüketirler. Deri problemleri olabilir. Keskin bir zekaya sahiptirler. Uyanık kişilikleri bazen zor durumlar yaratabilir. Araştırmayı, keşfetmeyi severler. Meraklıdırlar ve seyahati çok severler.

 

 

ucgen-yuz

Üçgen: Hava grubunun kuşkuculuğu sorun yaratsa da bazen de hayat kurtarabilir. Yanlış anlamaya müsaittirler. Çok çalışkan ve disiplinli olabilirler.Değişkendirler. Kararsızdırlar ama çok karizmatiktirler. Etkileyici görünümleri pek çok kapıyı kolayca açabilir.

 

 

 

 

Saç şekline göre analiz: Karşınızdaki kişinin saçları zayıf telli, düz ve parlak ise narin bir kişiliği olduğunu gösterir. İnce düşünceli, kibar insanlardır. Alıngan olabilirler. Kalın kıvırcık saçlar güçlü kişiliği gösterir. Tuttuğunu koparan, hırslı azimli insanlardır. Kolay sinirlenebilirler.

genis-yuvarlak-alin

 

Geniş Alın: Aklın simgesidir. Zeki insanlardır. Kurnazdırlar.

Yuvarlak alın: İdealist, arkadaş canlısıdır.

 

genis-yuvarlak-alin

 

Dar alın: Konuşmadan önce düşünmeyi seven, ağırbaşlı, sorumluluk sahibi insanlardır.

Düz alın: Pratik ve politiklerdir. Her duruma ayak uydurabilirler.

 

 

sivri-cok-belirgi

 

Çok belirgin alın: Hayal gücünün çok yoğun olduğunu gösterir.

Sivri alın: Yüksek zekalı, dahilerdir.

 

 

Küçük kısık gözler: Gizemli, sır tutmasını bilen, ulaşılması zor insanlardır. İletişim kurmak için uzun süre çabalamak gerekebilir.Büyük göz bebekleri: Beyazı az olan iri gözler kendi dünyalarında yaşarlar. Kendileri hakkında konuşmazlar ve hiç tahmin edemeyeceğiniz sırları olabilir. Başarılıdırlar. Yüksek idealleri vardır. Küçük göz bebekleri: Sinirlidirler, yerlerinde durmazlar. Kolayca içe dönebilirler. Cesarete ihtiyaçları olabilir.

 

goz-sekli-1
Büyük Gözler: Yüzde büyük gözler töleranslı, geniş fikirli insanların gözleridir. Otoriteye fazla gelemezler. Özgürlüklerine düşkündürler.

Göz çukuru derin olan gözler: Ciddi, idealist ve motive edicidirler. Felsefi konulara ilgi duyabilirler, sanata eğilimlidirler.

 

 

kalkik-sivri-burun

 

Kalkık sivri burun: Meraklı aynı zamanda zekidir.

 

 

 

ince-burun

 

İnce burun: Değişkendirler, önemsiz ayrıntılara takılabilirler.

 

 

 

kisa-kalkik-burun

 

Kısa, kalkık burun: Arkadaş canlısı ama gizemlidirler. Titiz olabilirler.

 

 

 

genis-kanatli-burun

Geniş kanatlı burun: Kendini ifade etmesini iyi bilir, çabuk öfkelenir.

 

 

 

kisa-burun

Kısa burun: Mutlu ve natureldir.

 

 

 

 

uzun-burun

Uzun burun: Gururlu, sinirlidirler.

 

 

kucuk-burun

Küçük burun: Utangaçtırlar.

 

 

 

buyuk-burun

Büyük burun: Yüksek enerji seviyesi olan ve materyalistik kişiliğin simgesidir.

 

Dudak kıvrımı ne kadar belirginse o kadar enerjik bir kişilik söz konusudur. Gülmeyi seven insanların dudak kenarlarında ince çizgiler vardır.

 

Başa Yapışık Gibi Duran Basık Kulaklar: Tutumlu, planlı. İşi şansa bırakmayı sevmez.

Kepçe Kulaklar:Yalnız, orijinal.

Küçük Memeli Kulaklar:Bağımlı, muhafazakar.

Büyük Memeli Kulaklar: Bağımsız, parlak fikirli.

Büyük Kulaklar: Entelektüel.

Uzun Kulaklar:Gözü-pek, atılgan.

Küçük Kulaklar:İçgüdüsü kuvvetli.

Memesi Olmayan Kulaklar: Tepkisiz, mesafeli

 

 

cene-sekilleri

Sivri çene inatçılığı, köşeli çene gücü, çok belirgin çene dominant kişiliği, küçük çene zayıflığı temsil eder.

 

 

Turkiyeningündemi.com