Mekke-i Mükerremenin Fethi 630

large (31)

“Muhakkak ki Biz Sana âşikar bir zafer açtık ki, bu yüzden Allah Senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlayıp üzerindeki ni’metini tamamlayacak ve Seni dosdoğru bir yola çıkacak. Ve eşsiz bir zaferle Allah Sana yardım edecektir” (El-Fetih: 1-3)
PEYGAMBERİMİZ’İN (S.A.V.) FETIH HUTBESI

Milâdî 3 Ocak 630, Mekke-i Mükerreme’nin Fethi münasebetiyle teberrüken, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Fetih Hutbesi’ni hatırlamak ve hatırlatmakta büyük fayda var .
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Kâ’be-i Muazzama’nın kapısını açıp, eşiğinde durdu ve iki eliyle kapının söve (çerçeve) lerini tutu.

Üç kere tekbir getirip, Allâhü Teâlâ’ya hamdü senâda bulunduktan sonra şöyle buyurdu:

Ey Kureyş cemaatı! Allah birdir. O’ndan başka İlah yoktur. O’nun şerîki ve nazîri yoktur. O Yüce Allah, va’dini yerine getirdi. Kuluna yardım etti. Aleyhimize toplananları, yalnız başına hezîmete uğrattı.

Ey Kureyş cemaati! Allâhü Teâlâ Hazretleri câhiliyet gururlarını, geçmişler ile övünmeyi size yasaklamış ve haram kılmıştır.

Câhiliyet dönemine âit bütün gururlar, bütün kan ve mal davaları ayaklarımın altındadır. Onları mahvediyor, kaldırıyorum.

Bütün insanlar Âdem’dendir. Âdem de topraktandır. Nitekim Yüce Allah buyuruyor ki;

Ey Nâs! Biz sizi, bir erkekle bir kadından (Âdem ile Havva’dan) yarattık. Sizi muhtelif milletlere, kabîlelere ayırdık. Tâ ki tanışasınız diye. Allâh’ın nazarında en ekreminiz, en şerefliniz, Allah’dan en çok korkanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilen, her şeyden haberdar olandır.

Muhakkak Cenâb-ı Allah ve Rasûlü, sekir veren, insanı sarhoş eden şeyleri haram kılmıştır. buyurdu.

Sonra, bu tarihî konuşmasına kısa bir ara vererek; mübârek nazarlarını; inananlar için tarifi imkansız sevinç, coşku; inanmayanlar için ise; büyük bir korku ve endişenin hâkim olduğu topluluk üzerine çevirdi.

Mekkelilerden kimler var? kimler yok? Dikkatlice etrafa baktı. Islâm’ı mahvetmek için Allah Rasûlü (s.a.v.) ve inannalara her türlü kötülüğü yapmış ve yaptırmış olan Kureyş ileri gelenlerinin de hepsinin orada bulunduğunu görünce, onlara: “Ey Kureyş cemaati! Ey Mekkeliler! Ne dersiniz? Bugün hakkınızda Benim ne yapacağımı sanırsınız? Benden ne beklersiniz?” diye sordu.

Bütün Kureyş reisleri, korkularından önlerine bakıyorlardı. Hep bir ağızdan ve ürkek seslerle:

large“Ey Muhammed! Biz, Senin hayır ve iyilik yapacağını sanır, Senden hayır bekleriz. Sen kerem ve iyilik sâhibi bir kardeşsin. Kerem sâhibi bir kardeş oğlusun. Gücün yetti, iyi davran.” diyorlardı.

Rahmet Peygamber, Rasûlü Ekrem (s.a.v.);”Ey Mekkeliler! Bugün, Benim hâlimle, sizin hâliniz, kardeşim Yûsuf’un (a.s.) kardeşlerine dediği gibi olacaktır. Yûsuf (a.s.)’ın kardeşlerine dediği gibi, Ben de; “Size, bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yok. Allah sizi afvetsin, O merhametlilerin en en merhametlisidir. (Sûre-i Yûsuf, âyet 92) diyorum.

Hepinizi affettim. Bu gün, size karşı bir tekdir ve cezâ yoktur. Sizi üzecek hiç bir şey yapılmayacaktır. Herkes işi gücü ile meşgul olsun.” buyurdu ve Kureyşliler hakkında umûmî bir af îlan etti.

Allah’ın Rasûlü, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Büyük Fetih hutbesiyle; Allâh’ın birliğini, Hak Dînin esaslarını, insanlar arasında eşitlik ve mü’minler arasında kardeşlik olduğunu Allah’ın ev’inde, Allah adına îlan buyurdu.

Bu büyük fetih gününde, büyüklüğün bu derecesi ancak O’na mahsustu.

O Müstesnâ bir örnek sergileyerek, kıyâmete kadar gelecek insanlara, bilhassa; eline güç geçince, hak, hukuk ve adâleti unutan iktidar sahiplerine bir adâlet ve insanlık dersi veriyordu.

Başta, Sevgili amcası Hazreti Hamza’nın (r.a.) ölüsüne bile hakâret eden Ebû Süfyan’ın hanımı Hind olmak üzere; kendisine ve sahâbelerine tüyler ürpertici vahşî işkenceler yapmış, Müslümanları kızgın kumların üzerine yatırarak, göğüslerini dağlamış, en kıymetli sahâbelerinin kanına girmiş, ciğerini kemirmiş olan bütün düşmanları hakkında umûmî af îlan ediyor, her türlü imkan ve fırsat elinde olduğu halde; Ebû Cehil’in oğlu Ikrime’yi, Saffan’ı, şehidlerin efendisi ünvanının sâhibi Hazreti Hamza’nın kâtili Vâşi’yi bile Allah için affediyor, onları serbest bırakıyordu.

Işte, âlemlere Rahmet, Peygamberimiz, İslâm Peygamberi Hazreti Muhammed (s.a.v.).

Allahümme salli alâ Seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed….

MEKKE REİSİ EBÛ SÜFYAN’IN MÜSLÜMAN OLUŞU VE RASÜLÜLLAH’IN BÜYÜK HOŞGÖRÜSÜ

Fetih Sûresi nâzil olup Yüce Allah Habîbine; “Muhakkak ki Biz Sana âşikar bir zafer açtık ki, bu yüzden Allah Senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlayıp üzerindeki ni’metini tamamlayacak ve Seni dosdoğru bir yola çıkacak. Ve eşsiz bir zaferle Allah Sana yardım edecektir” (El-Fetih: 1-3) buyurunca, Rasûlüllah (s.a.v.) Mekke-i Mükerreme’nin Fethi için hazırlıklarını gizli olarak yapıp, Hicretin 8. Senesi Ramazan-ı Şerif ayının 10. Çarşamba günü, ikindi namazından sonra yaklaşık 12 bin kişilik bir ordu ile Medine-i Münevvere’den Mekke-i Mükerreme’ye doğru hareket etti. Allah Rasûlü (s.a.v.) müşriklerin haberi ve hazırlığı olmadan Mekke-i Mükerremeye’e girmek için seferi çok gizli tutmuştu.

large (28)Mekke-i Mükerreme’ye dört mil mesafedeki Merruzzehran’a kadar gelip, orada binlerce ateş yaktırıp, büyük bir ordu ile gelmekte olduğunu göstererek içlerine büyük bir korku düşürünceye kadar Kureyşlilerin bu büyük seferden haberi olmamıştı.

Rasûlüllah (s.a.v.) Mehruzzehran mevkiinde geniş bir alana yayarak yerleştirdiği İslâm mücâhidlerinin her birine en az bir ateş yakmalarını emir buyurarark, 10 binden fazla ateş yaktırmış, ihtişamlı bir ışık donanmnası ile, iman ordusunun gelişini Mekke’lilere göstermiş oldu.

Ayrıca, tedbir olarak bütün yollara nöbetçiler yerleştirerek giriş ve çıkışları tutturmuş, Hazreti Ömer’i (r.a.) de bütün nöbetçilerinin üzerine kumandan tâyin etmişti.

Mekke müşrikleri, Peygamber Efendimiz’in büyük bir ordu ile Mekke’ye geldiğini anlayınca, Reisleri Ebû Süfyan’ı, Hakîm bin Hizam ve Büdeyl bin Varaka ile birlikte Rasûlüllah’a (s.a.v.) gönderdiler.

“Hemen yola çık, Müslümanları kuvvetli görürsen O’ndan (Muhammed s.a.v.’den) bize eman (dokunmayacağına dâir söz) al. Ancak, O’nun Eshab’ını gevşek görürsen, karşı koyulacağını, Mekke’ye sokmamak için savaşılacağını kendisine bildir” diyerek Ebu Süfyanı yolcu ettiler.

Ebû Süfyan ve yanındaki iki kişi Mehruzzehran’a yaklaştıklarında, görülmemiş bir ateş, sesler ve karaltılarla karşılaşınca şaşırdılar ve korktular.

O sırada, Allah Rasûlü (s.a.v.) yanındaki eshâbına “Ebû Süfyanın gönderilişini bekleyiniz. Kendisine rastlarsınız. O şimdi şu mevkidedir!” buyuruyordu.

large (32)O sırada Rasûlüllah’ın (s.a.v.) amcası Hazreti Abbas (r.a.) da aynı vakitlerde; “Mekkeli müşrikler Rasûlüllah’a (s..av.) gelip Allah’ın Rasûlünden eman dilemeden O (s.a.v.) böyle muhteşem bir ordu ile sabah âniden Mekke’ye girerse Kureyş helâk olur!. Gidip çoban veya odunculardan bir adam bulayım da, kureyş’e vaziyeti haber versin, gelip eman dileyerek harp ile helâk olmaktan kurtulsunlar! diye, Rasûlüllah’ın (s.a.v.) katırına binip ordunun konakladığı yerin dışına çıkmıştı.

Nitekim çok geçmeden, bir mu’cize daha gerçekleşir. Rasûlüllah’ın eshâbına haber verdiği o yerde, nöbetciler Ebû Süfyan ve arkadaşlarını yakalarlar.

Yakalayan nöbetçiler onları tanıyıp şiddetli davranınca; Ebû Süfyan, “Ey Muhammed! (s.a.v) öldürülüyorum” diye bağırmağa başlar.

Sonra kendisini yakalayan nöbetçilere; sesinin çıktığı kadar, var gücüyle bağırarak ” Beni önce Abbas’a (r.a) götürün” diye yalvarır.

Gecenin karanlığı ve sessizliğinde bu avazı duyan Hazreti Abbas (r.a) sesin sâhibini tanır. Ona künyesiyle; “Ey Ebû Hanzala” diye seslenir. Ebû süfyan da, Hazreti Abbas’a (r.a) künyesiyle; “Ey Ebûl Fadl! Sen misin?” der.

Hazreti Abbas (r.a.) “Evet benim” der. Ebû Süfyan; “Anam babam sana fedâ olsun. Arkamdakilerden ne haber var?” diye sorar.

Hazreti Abbas ( r.a.) ona, İslâm ordusunu göstererek; “Bu ordu yarın Mekke’ye zorla girecek olursa Kureyş’in çekeceği var !” der.

Ebû Süfyan “Buna bir çâre, bir tedbir var mı? Ne yapmamı bana emir ve tavsiye edersin?”.

Hazreti Abbas (r.a.) “Evet, vardır. Gel seni Rasûlüllah’a götüreyim. Senin için eman isteyeyim de kurtul, yoksa muhakkak katledilirsin” dedikten sonra, Ebû Süfyanı terikesine alarak Allah Rasûlü (s.a.v.)’ ne doğru götürmeye başlar.

Hazreti Ömer’in (r.a.) çadırının önünden geçerlerken Hazreti Ömer (r.a.) Ebû Süfyan’ı görünce hemen fırlayarak; ” Vay Allah düşmanı Ebû Süfyan! Seni ahitsiz ve akidsiz (himâyesiz) olarak ele geçirmeye fırsat ve imkân veren Allâh’a hamd olsun!” diyerek kılıcını sıyırır.

Hazreti Abbas (r.a.) “Sâkin ol yâ Ömer! dedikten sonra, katırı süratle Rasûlüllah’ın (s.a.v.) çadırına doğru sürer ve Hazreti Ömer’den (r.a.) önce ulaşır.

Hemen arkalarından Hazreti Ömer (r.a.) huzûr-u Rasûlüllah’a girer ve “Ey Allah’ın Rasûlü! (s.a.v.) Allah-ü Teâla bu Ebû Süfyan’ı, ahidsiz ve himâyesiz olarak elimize düşürdü. Müsade buyurun boynunu vurayım” der.

large (28)O sırada Rasûlüllah’ın (s.a.v.) amcası Hazreti Abbas (r.a.): “Ey Allâh’ın Rasûlü! Ben Ebû Süfyan’ı himâyeme aldım” dedi.

Bu sırada Rasûlüllah’ın (s.a.v) huzûrunda Hazreti Abbas (r.a.) ile Hazreti Ömer (r.a.) arasında kısa süreli bir de münakaşa olur.

Biri amcası, diğeri Hazreti Ömer (r.a.) olan iki dostunun ricası arasında kalan Allah Rasûlü (s.a.v) ortalığı yatıştırırarak:

“Ey Rasûlüllah’ın amcası! Onu götür, bu gece yanında müsâfir et, sabahleyin getir” buyurur.

Hazreti Abbas (r.a.) sabahleyin Ebû Süfyan’ı alıp Rasûlüllah’ın (s.a.v.) huzûr-u saâdetlerine getirir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), onu görünce; “Ey Ebû Süfyan! Yazıklar olsun sana ki! daha Allah-ü Teâlâ’dan başka İlah olmadığını söyleyeceğin zaman gelmedi mi?”. buyurdu. Ebû Süfyan şöyle cevap verdi: “Ey Muhammed! Eğer Allah’tan başka ma’bûd yoktur desem, bu kadra putları, Lât ile Uzzâ’yı ne yapayım? Onlardan nasıl vaz geçeyim? dedi.

Bu sırada Rasûlüllah’ın çadırının dışında, elinde çekşilmiş kılıç olduğu halde dolaşmakta olan Hazreti Ömer’in (r.a.) sesi duyuldu.

Ey Ebû Süfyan! Sen, şu anda dışarda olsaydın, bu şekilde konuşamazdın!. dedi.

Ebû Süfyan: Ey Muhammed! Ben ilahlarım’dan yardım diledim. Sen de Allâhın’dan yardım diledin. Vallâhi ben ne zaman Seninle karşılaştımsa Sen bana hep gâlip geldin. Eğer benim ilahlarım hak ve Senin Allâhın boş ve bâtıl olsa idi, ben Sana gâlip gelirdim.

Babam ve anam sana fedâ olsun! Senden daha cömert ve kerim başka kimse yoktur. Eğer Allah’dan başka bir mâ’bud (bizim ilah diye taptığımız putlar hak) olsa idi, bizi bu halde bırakmaz, bize yardım ederdi”. dedi ardından “Lâ ilâhe İllAllah” dedi.

Rasûlü Ekrem (s.a.v.), onun Allah-ü Teâlâ’nın birliğini tasdikinden sonra: “Ey Ebû Süfyan! Benim Allâh-ü Teâlâ’nın Peygamberi olduğumu, sizleri selâmete erdirecek Dîne çağırdığımı kabul edeceğin zaman hâlâ gelmedi mi?” buyurdu.

Ebû Süfyan; “Ey Muhammed! Anam babam sana fedâ olsun. Şüphesiz Sen iyilik ve ihsande en üstün vasıflara sâhipsin. Sen ne sabırlı, ne kerim, ne civânmert, ne merhametli ve şerefli bir insansın! Ben Sana bu kadar ezâ ve cefâda bulunmuşken, Sen yine de iyilikle muamele ediyorsun.

Senden faziletli bir insan yoktur!. Ancak, Peygamber olduğun husûsunda içimde hâlâ birazcık şüphe bulunuyor!.” dedi.

large (29)Hazreti Abbas (r.a.) araya girerek, “Ey Ebû Süfyan, sen ne yapıyorsun? Yazıklar olsun sana!

Ömer elinde kılıç dışarda bekler, başını kesmek için fırsat ararken, sen hakikati ifade edip şehâdet getirmeyecekmisin? Aklını başına topla! diye ikazda bulundu.

Artık şüphe ve tereddütü atma zamanı gelmişti. Nihâyet İlahî hidâyet yetişti. Ebû Süfyan, içinde kalan şüphelerin hepsini sildi ve “Muhammed Rasûlüllah”tır diyerek şehâdetini tamamladı, Müslüman olarak O Ulu Hazret’e (s.a.v.) bîat etti.

Arkadaşları Hakîm ile Büdeyl ise kendisinden evvel iman şerefine nâil olmuşlar ve bîatların yapmışlardı.

RASÛLÜLLAH’IN (S.A.V.) EBÛ SÜFYAN’I ÇOK DUYGULANDIRAN TAVRI

Ebû Süfyan Müslüman olduktan sonra Rasûlüllah’ın amcası Hazreti Abbas (r.a.)” Rasûlüllah’dan (s.a.v.) bir istirhamda bulunarak, “Ey Allah’ın Rasûlü! Ebû Süfyan kavmimizin ileri gelenlerinden, üstün tanınmayı, üstün tutulmayı ve övülmeyi seven bir adamdır. O’na övünebileceği bir lütufta bulunuverseniz, iyi olur!” dedi.

Peygamberimiz (s.a.v.) de ; “Olur, kim Ebû Süfyan’ın hânesine girer sığınırsa ona eman verilmiştir (güven içinde olur, dokunulmaz).” buyurdu.

Ebû Süfyan;(r.a.) Evinin küçüklüğünü beyanla eman sahasının genişletilmesini arzu etti.

Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz; “Kim Ebû Süfyan’ın hânesine girerse, kim Mescîdi Haram’a girerse, kim silahını bırakıp kendi hânesine girer kapısını kapatırsa, onlara eman verilmiştir, dokunulmayacaktır” buyurarak bir nevî umûmî afv ilan etti..

Ebû Süfyan; “İşte bu geniştir” dedi. Gözleri yaşardı. Bu ne büyük af, ne büyük keremdir Yâ RasûlAllah diyerek çok duygulandı.

large (26)İşte, inananların ve inananları idare etme mevkiinde bulunanların, insanlığın en büyüğü ve en büyük örneği Rasûlüllah (s.a.v.)’den almaları ve takip etmeleri gereken hoş görü ve toplum idare örneği!.

İNSANLARI İDARE ETME KONUSUNDA ALLAH-Ü TEÂLÂ’NIN PEYGAMBERİNE EMİR VE TAVSİYELERİ

Cenâb-ı Hak; En büyük ve en sevgili Peygamberi’ne (s.a.v.) hitâben: “Habîbim, Allah’ın rahmeti sebebiyle Sen etrafındakilere yumuşak davrandın.

Eğer Sen kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için itiğfarda bulun.

Dünya işi ile ilgili hususlarda onların görüşlerini al. Karar verdiğin zaman da artık Allah’a güvenip dayan. Çünkü Allah kendine güvenip dayananları sever.

Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa artok O’ndan başka size kim yardım edebilir? Mü’minler ancak Allah’a güvenip dayansınlar. (Âl-i Imrân: 159-160)

RASÛLÜLLAH (S.A.V.) FARZLARDAN SONRA İNSANLARI İDARE ETMEKLE EMROLUNMUŞTUR

Mü’minlerin Annesi Hazreti Âişe (r.a.) rivayet ediyor. Rasülüllah (s.a.v): “Allah-ü Teâla bana farzları yerine getirmeyi emrettiği gibi, insanları müdâra etmeyi (meseleleri aşağıdan alarak onları idare etmeyi de) emretti”. buyurdu demiştir. (Râmuz-el Ehâdîs:C.1, S.87)

İbni Ömer (r.a.) Hazretlerinin rivâyet ettiği bir Hadis-i Şerifde ise Rasûlüllah (s.a.v.): “Bir kavmin kerîmi (asâlet, şan, şeref ve makam sâhibi) size gldiği zaman, ona ikram edin. (Şânına va makâmına yakışır bir şekilde, toplum içindeki durum ve itibarına göre davranıp, değer verin) buyurmuşlardır. (Ramûz-el Ehâdîs C.1, S.24)

Yorumunu bizimle paylaş çünkü düşüncen bizim için önemli :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s