Aşk, Özgürleştirmeli mi?

large (8)

 

Ne  bedenler  uğruna  ne  ruhlar  öldü. Aşk  arayışları  aslında  benlik  arayışları mıydı    susuz  yürekler  için? Sevmek özgürleşmektir ve bu ancak cesaret ister. Evrenin ve insanın özü kaçınılmaz sevgidir. Bundan geri durmak kendini inkâr etmektir. Geçici ömürde ek kazançlı yanımız sevmek ve sevilmektir. Bunun hazzı paha biçilmez.

Sevgi, ruhun yani bizi insan yapan unsurun temel özüdür. Bundan mahrum ruhlar sürekli ızdırap içindedir. Sevgisiz kalmak ruhsuz kalmaktır. Sevgi ancak ”BEN” olmayı isteyenlerin tercihidir. Sevilme ihtiyacı ihtiyaç değil, aksine insanları birbirine bağlayan ve aslında farklı ırklara cinsiyetlere sahip olsa da özlerinin aynı olduğunu gösteren mucizenin adıdır. Mantığımız istemese de, ruhumuz yaşadığımız sürece bu özü aramaya mahkumdur. Egoya mahkum yürekler, kendi zindanlarında ruhlarını sevgisiz bırakır ancak.

Şarkının birisinde geçen ifade şu: “Ömrümün sahibi”. Tehlikeli bir ifade aslında, “ömrümün sahibi sen” demek, yani hayatımla ilgili her şey sana ait, artık ben yokum, sadece sen varsın ve ben artık koşulsuz sana bağımlıyım demektir. Aşkın doğasında kişi kendi benliğinden vazgeçmez, benlikten vazgeçmek yaşarken ölmek demektir. Aşkta bireyler karşılıklı olarak kişiliklerine, farklılıklarına derinden saygı duyar; bunun sonucunda aşk ve sevgi derinden kök salar. Kendimizden vazgeçip, kendimizi reddedip karşıdaki insana kendini adamanın adına aşk demezler, olsa olsa tutkulu bağımlılık derler.

Aslında hiç kimse bu dünyada birbirine mecbur değildir. Sadece insanlar kendi yetersizliklerinden, özsaygılarının az olmasından, kendilerine karşı bakış açılarının olumsuz olmasından ve en önemlisi, kendilerini yeteri kadar sevmemelerinden dolayı başkalarına muhtaç ve zamanla bağımlı olurlar. Muhtaç olmakla paylaşmak, beraber gelişmek ayrı durumlardır. Kendi benliğimize zarar vermeden yapılan sağlam ilişkiler bizleri güçlü kılar.

Aşk özgürleştirmeli  insanı. Delice sevmek tamam ama kontrolsüzce, kendinden vazgeçmek sevgi değil, tutsaklıktır. Bu da aşkın özüne aykırıdır. Aşk iki kişinin, kendi benliklerini, özsaygılarını yitirmeden yürekten yüreğe kurduğu bir köprüdür. O köprünün ayaklarını ise sadakat ve hoşgörü oluşturur. Bağımlı insan, bağımlı olduğu unsur olmadan yaşayamaz, düşünemez; artık bağımlı olduğu unsura endeksli adeta parazit bir hayat sürer.

Zaten bağımlı olunan kişi de bir müddet sonra karşıdaki kişinin silik ve kendisi olmayan tavırları sonucu o kişiyi sevimsiz bulur, belki aldatır, belki de bırakır. Aşk nedir acaba? Yoksa aşk AŞK, kendi benliğini tanımaktan uzak olan bireyin başka bir insanda kendi benliğini bulması sonucu yaşadığı abartılmış ve koşullanmış sevgi arama istediği midir? Çok mu realist bir tanım oldu acaba?

Aşk çoğu insan tarafından yanlış biliniyor. Kimi fiziksel görünümden etkileniyor ve “âşık oldum” diyor, kimi, kişinin sahip olduğu maddi varlığından etkileniyor, “âşık oldum” diyor, kimi çocukken anne baba tarafından yeteri kadar şefkat görmediği için kendisine şefkatle yaklaşan kişiye ilgi duyup âşık olduğunu iddia ediyor, kimi ise karşıdaki insanın sadece kafa yapısını kendisine yakın bulduğu için âşık olduğunu iddia ediyor, kimi ise kendisinde eksik olan yetenekleri karşıdaki insanda görünce, onu elde edip kendini tamamlama düşüncesiyle âşık olduğunu iddia ediyor. Kimi ise geçmiş, kötü aşk deneyimleri sonucu yaşadığı acılara son verme adına, güvenli liman bulma adına niteliklerini tam bilemediği kişiye âşık olduğunu iddia ediyor, tüm bu sayılanlar gerçek aşkı yansıtmaz…

Gerçek aşkın olması için öncelikle kişinin kendisine âşık olması gerekiyor. Yani kendimizin mükemmel olduğunu idrak edip, bu yüzden koşulsuz kabul edersek ve seversek, o zaman karşı cinste ruhsal bütünlük sağlama adına diğer yarımızı bulmak kolay olur.

Aşk iki kişinin bir olmasıdır. Aşk, karşıdaki insanı bedensel kimliğinden ziyade insani kimliğiyle (vicdan, merhamet, saygı, sadakat, empati, vs) değerli görme ve o şekilde yaklaşmayla anlam kazanır ve ölümsüz olur. Aşkta maddi beklentiler ön planda olursa (cinsellik, iyi giyim, bakım için parasal beklentilerin yol açtığı durumlar, sürekli en iyisini alma ihtiyacı), aşk, aşk olmaktan çıkar, sevginin yerini maddi hazlar alır; o da aşkın doğasını bozar, bir müddet sonra eşler birbirine sevgi vermek yerine maddi olanaklar sunar. Maddi kaygı aşka yansıdı mı ilişki sonlanıyor demektir.

Gerçek aşkta bencillik olmaz. Çünkü kendini seven insan, doğası gereği sevdiği insanı şahsi egosu için sevmez, onu o olduğu için sever. Yani ona derinden saygı duyar; çünkü bunu yapması, kendisinin kendine karşı öyle davranmasından kaynaklanır. Yani biz kendimize karşı neler hissedersek karşımızdaki insana da öyle hislerle yaklaşıyoruz. Karşımızdaki insanı seviyoruz, çünkü kendimizi seviyoruz; bu bencillik değil, olağan sonuç… İnsan sevgisini paylaşma ihtiyacı duyar; amaç sevgiyi artırmak ve beraberce artırarak daha mutlu olmak.

Kendini sevmek ile kendi egosunu sevmek farklı durumlardır. İnsanın kendisini sevmesi basit bir şey değil. Tüm benliğini fiziksel ve ruhsal boyutta eksiklikleriyle ve artılarıyla kendisini kabul etmek ve sevmeye değer görmek insani olan sevmedir.

Bir de kendini sahip olduğu maddi değer itibariyle beğenme durumu var, yani fiziksel görüntü, statü, mal mülk sahibi olarak kendi kişiliğini o varlılarla bir tutuyor ve maddi varlığından dolayı kendini seviyor sanıyor. Aslında ego sevgisi o. Yani yalan sevgi. Çünkü güzellik gitti mi kişi kendisinden nefret edecek, iflas etti mi nefret duyacak kendinden. Fark bu. Kendini sevme olayında hangi koşulda olursa olsun kişi kendini kabullenir, başına gelenleri dert edip kendini suçlamaz mantıklı düşünüp sağlam kararlar alarak düze çıkar..

Tatsız ilişkilerin temelinde, bireylerin kendi iç dünyalarını anlayacak kadar farkındalıktan yoksun olmaları, buna bağlı olarak sevdiğinin iç dünyasına girememe ve buna uygun davranamama vardır. Sevgiyi ortaya çıkaran ve yeşerten, aslında kendimizde bulduğumuz özsaygının ve de kendimizi koşulsuz sevmenin karşımızdaki insana yansımasından ibarettir…

Ayrıca insan ne kadar kişilikliyse o kadar gerçek sevgiye yakındır. Sevgiye, aşka mânâ katan, kişinin iç dünyasındaki kendi benliğini algılama sürecinin ne kadar kaliteli olmasıyla ilgilidir. Gerçekten kendisi olma yolunda yol almış kişi, çoğu insanın aşk dediği yüzeysel egosal ilişkileri benimsemez. Bu açıdan yalnız kalır, ama mutlu bir yalnızlıktır bu. Nitekim sevgi, hoşgörü içermeyen ilişkiler aslında iki kişilik yalnızlıktır.

Güzel şiirle yazımı noktalıyorum.

Sebepsiz Sevmektir Aşk

Sebepsiz sevmektir aşk,

Nedeni olmadan bağlanmak birine.

Gözlerine baktığında erimektir içten içe,

Ellerini tuttuğunda titremektir tüm benliğinle…

Hatta sarılamamaktır utançtan,

Çünkü utanmaktır sevmek aslında,

Sevmek nedir aslen?

Ölmek mi uğruna?

Yaşamak mı onunla?

Sevmek mi ömür boyunca?

Yoksa ayrılmak mı gerekince?

Nedir insanı başkasına bağlayan?

Güzelliğimi?

Bilmez kimse bu soruların cevabını…

Kimi sever güzelini,

Kimi sever özelini.

(Can YÜCEL)

 

Halil Kırık

One thought on “Aşk, Özgürleştirmeli mi?

Yorumunu bizimle paylaş çünkü düşüncen bizim için önemli :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s