Yaşamsal ve Kişisel Gelişim

Güçlü olmak ve arzu ettiğimiz diğer herşey hakkında…

 

large (4)

 

 

 

“Güçlü olmak hanımefendi olmak gibidir. İnsanlara öyle olduğunuzu söylemek zorundaysanız, değilsiniz.”

“Being powerful is like being a lady. If you have to tell people you are, you aren’t”
—Margaret Thatcher.

Bu güç hakkında, ve aslında olmak istediğimiz her şey hakkında söylenmiş en güzel laflardan birisi herhalde. Bizim olmak istediğimizle, olduğumuzu fark etmekten korktuğumuz kişiler arasındaki zorlu yaşamımızın özeti…

Bir şeyi ilan etmek zorunda hissediyorsanız kendinizi, muhtemelen o şey doğru değildir. Daha doğrusu siz öyle hissetmiyorsunuzdur.

Ne kadar demokrat olduğunuzu anlatıyorsanız, muhtemelen diktatörsünüz.

Ne kadar büyük isimleri tanıdığınızı anlatmak sizin için önemliyse, kendinizi çok küçük hissediyor olsanız gerek.

Ağzınızdan sadece herhangi bir şeyi ne kadar güzel yaptığınız çıkıyorsa, muhtemelen pek de güvenmiyorsunuz becerilerinize.

Yaşınızı küçültüyorsanız yaşlı hissediyorsunuz… Büyültüyorsanız, deneyimsiz.

Ne kadar iyi bir koç/eğitmen/danışman/… olduğumu ve yarattığım değişimleri anlatmak için içimde dayanamadığım bir ihtiyaç varsa, pek de güvenmiyor olabilirim kendime…

Öte yandan, zaten “öyle” olan insanlar, yani diğerlerinin kendilerine öykündüğü insanlar, ne kendilerden, ne de söz konusu şeylerden pek bahseder gibi gözükmüyorlar. Hatta ilgilenmiyorlarmış gibiler…

İyi lider, kendinden ve liderlikten bahsetmiyor, nelerin yapılması gerektiğinden, bunu bizim nasıl başarabileceğimizden, kendisine liderlik yapması şansını veren izdeşlerinden bahsediyor.

Güçlü kişi, sakin duruyor, tehdit etmiyor, ve eğer eyleme geçmesi gerekirse, ne yapılması gerekiyorsa onu yapıyor.

Bedeniyle, yaşıyla, düşünce duyguları ile barışık kişi, ne giyerse giysin, kilosu ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın çevresine bir prezans ve cazibe yayıyor.

Dediği ve yaptığı bir, dürüst, adil insanlar, bunu kanıtlamaya uğraştıkları için değil, karşılaştıkları durumlara olduğu gibi, kendilerini karıştırmadan yanıt verdikleri için öyleler.

İyi koç/eğitmen/danışman/…’ın tüm odağı danışanı, destek olmaya çalıştığı kişi veya kişiler… Onlar için neyin mümkün olduğu ile, ve bunu nasıl başarabilecekleri, ve neden şimdiye kadar başaramadıkları ile ilgileniyor… Ve bunu kendi çabaları ile fark etmeleri ile…

Bu kişiler “sen benim kim olduğumu biliyor musun?” demiyorlar.
Bu kişiler “ben olmasaydım…” demiyorlar.
“Sana benim kadar süper olduğumu göstereyim” demiyorlar.
“Bak senin bunu becerebilmenin tek yolu benim” demiyorlar.
“Bana niye hak ettiğim değeri vermiyorsun?” demiyorlar.
“Gücümü sana gösterirsem o zaman kaçacak delik ararsın” demiyorlar.

Sadece ne yapıyorlarsa onu yapıyorlar. Ne yapmıyorlarsa onu yapmıyorlar. Yaptıkları ve söyledikleri arasında fark yok. Sabit bir “benlik” yaratmaya ve bunu, bu imajı her ne pahasına korumaya, ve kabul ettirmeye çalışmıyorlar. Bu sayede de korku düzeyleri, dolayısıyla da öfke tepkileri de düşük…

Diğerleri, biz, hepimiz, olmak istediğimiz hayalle, olduğumuzu fark etmekten korktuğumuz kabus arasında, korkulu, öfkeli, tatminsiz, zorlu hayatlar yaşıyoruz. Ve bundan çıkmaya çalışmak bile, yeni bir “olmadığımız ve ulaşıp sabitleyeceğimiz hal” tanımladığı için, bizi yine aynı tuzağa düşürüyor. Kendisi ile kavgası olmayan, çabalamayan insan hayaline ulaşmaya çalışıyoruz bu sefer de.

Belki de yapmamız gereken, artık çabalamayı bırakmak. Kendimizle, ve olmaya çalıştığımız şeylerle uğraşmayı bırakmak. İçinde bulunduğumuz koşul ve şartları tam olarak görmek bu sayede, sahiplenmek, ve ne gerekiyorsa onun olmasına müsaade etmek. Korkak ve cesur, güçlü ve güçsüz, iyi ve kötü, öğretmen öğrenci, genç yaşlı, başarılı başarısız, tüm bunları bırakmak. Gereğini yapmak. Doğru olduğunu en derinden bildiğimizi yapmak, ve tanımları sabitlemeye çalışma ızdırabından kurtulmak…

Belki o zaman, hem kendimize, hem de başkalarına, hem de yaşama daha fazla zarar vermeyi bırakabiliriz.

marefidelis.com

 

Yaşamsal ve Kişisel Gelişim

Yaşamın Hediyeleri

large (7)

Şu anda olduğunuz noktayı düşünün. Yaşamın içinde bulunduğunuz noktadan filan bahsetmiyorum, fiziksel olarak, hatta coğrafi olarak bulunduğunuz yeri. Büyük ihtimalle ya evde, ya işyerinizde bilgisayarınızın başında oturuyorsunuz. Bulunduğunuz enlem ve boylama nasıl geldiniz? Bu sabah uyandığınızdan beri yaptığınız hangi tercihler sizi buraya getirdi? Peki daha önce?

Örneğin bundan birkaç hafta önce verdiğiniz hangi karar sizin burada olmanızı sağladı acaba? Belki de bundan üç gün önce evde oturmayıp da arkadaşınızın davetini kabul etseydiniz, gittiğiniz restoranda hemen arkanızdaki masadaki burnu kırmızı adamın hapşırması sonucu ortama saçılan grip mikropları yüzünden şimdi evde hasta yatıyor olacaktınız.

Peki ya daha önce verdiğimiz kararlar, sağa değil de sola dönmeler, şimdi değil de on dakika sonra çıkmalar, evden çıkmışken bir şey unutup geri dönmeler? Ve hatta üzerinde düşüne düşüne verdiğiniz kararlar? Bir de başınıza gelen olaylar ve onların sonucunda verdiğiniz kararlar… Bu noktaya gelmek için, ister coğrafi, ister psikolojik, ister yaşam durumu olarak nasıl uğraştığınızın farkında mısınız? Burada olmayı mükemmel biçimde zamanladığınızın farkında mısınız? Bu yazıyı şu anda okuyor olmak için çok uzun bir yoldan geldiniz, yorulmus olsanız gerek.

Dönüm noktaları…
Başımıza gelen her olay, her dönüm noktası, acı ve tatlısıyla bizi bu ana getirdi. Bazı çok iyi sandığımız olaylar daha sonra hiç ummadığımız sonuçlar doğurdu, bazı felâketler ise yaşamımızda başımıza gelen en iyi şeyler oldular. Ve hepsi, kolektif bir biçimde, sizi buraya, şu ana, şimdiye, şu anda olduğunuz kişiye taşıdılar. Ve bütün bu anlar, olaylar, size çok değerli hediyeler verdiler. Size şu anınızı verdiler.

Benim sıkça yaptığım ve çok yararlandığım bu alıştırmayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu alıştırmaya dört gününüzü ayırın. Üç gün boyunca, beş – on dakika bile olsa, oturun ve yaşamınızı değiştiren olayları, tercihleri, kararları yazın bir kağıda. Her gün kısa da olsa bir zaman ayırın.

Dördüncü gün, her olayın içerdiği hediyeleri, bu olaylar olmasaydı yaşamınızda elde edemeyeceğiniz fırsatları, büyüme ve gelişme olasılıklarını başta ne kadar olumsuz görünseler bile bu olaylar sayesinde kazandığınız değerleri yazın. Sonra bu olayların gerçekleşmesinde rol oynayan insanları yazın yanlarına.

Bu insanların size verdiği hediyelerin farkında mısınız? Bu insanlar, sizin şu anda olduğunuz insan olmanızda, bulunduğunuz yere gelmenizde ne büyük rol oynamışlar, görüyor musunuz?

Eminim ki bu deneyimlerden bazılarını yaşamayı hiç istemediniz. Hatta bazıları size acı verdi. Ama fark etmeniz gereken şey, bu çok acı gibi görünen olayların size sağladığı o kadar firsat ve hediye var ki! Ancak bunu görebilmek için zaten gerçekleşmiş ve sizin ne yaparsanız yapın artık var olduğu gerçeğini değiştiremeyeceğiniz bu olaylara direnmeyi bırakmanız, onları kabul etmeniz ve her ne kadar onların olmamasını tercih ettiysek de, bu olayların yarattığı iyilikleri de görmeye çalışmamız gerekiyor.

O kurtulmaya, hatta saklamaya çalıştığınız, yokmuş gibi davrandığınız acınız var ya… Onu ancak bu şekilde iyileştirebilirsiniz. Ondan saklanmaktan vazgeçin. Deneyimle kavga etmeyi bırakın. Önce acıya evet deyin, sonra onun size verdiği mesajları kabul edin. Size sağladığı fırsatları görün. Eğer bunu yapmaya direniyorsanız, kendinize şu soruyu sorun: “Neden acımdan vazgeçmek bu kadar zor benim için?”

Tabii sadece zor deneyimlerden bahsetmiyorum. Bazı deneyimler, hatta bir çoğu daha baştan keyifli olabilir. Veya en zor anınızda, hiç ummadığınız biri size yapılabilecek en büyük yardımı yapmış, en önemli desteği vermiş olabilir; belki de küçücük bir gülümseme, bir dokunuşla. Veya ne dediğinin farkına varmadan öyle bir laf etmiştir ki dünyanız değişmiştir. Bütün bu insanları listenize eklemeyi unutmayın.

Hediyeleri paketleyin…
Kimlere, ne yılbaşı hediyesi vereyim diye düşünüyorsanız… İşte size bir liste. Verebileceğiniz tek gerçek hediye ise onların size verdiği hediyeleri geri vermek, yani onlara sevgiyle teşekkür etmek. Çünkü her hediye, aslında onu verene aittir. Ve verdiğimiz her hediye o hediyenin bulunduğu yeri bizden bir parça yapar.

Yaşamınızdaki olaylardan almış olduğunuz hediyelere, vereceğiniz sevgi dolu teşekkürlerle yanıt verin bir anlamda onları geri verin ve artık özgürleşin.

Bu teşekkürler kısa bir telefon konuşması, bir e-posta mesajı, ufak bir kart olabilir. Eğer vefat etmiş biriyse veya ulaşamayacağınız bir insansa, ona zihninizden de teşekkür etmeyi deneyebilirsiniz.

Her verdiğiniz hediyede daha da özgürleşecek, daha da hafifleyecek, daha da zenginleşeceksiniz. Çünkü verdiğiniz teşekkür ve sevgi, size fazlasıyla geri dönecek.

Biliyorum, çünkü denedim!

Bu haftaki ödevimiz, yaşamımızı etkileyen insanlara şu anki bize yaptıkları katkı için teşekkür etmek.