İlim Öğrenmenin Fazileti Ve Önemi Üzerine…

tumblr_nrfay1gKKp1rjx96uo1_500

 

İlk emri ‘Oku’ olan bir dinin sahipleri olarak dünyada en az okuyan toplumlar arasında yer almaktayız. Gerçekten de okumuyoruz. Kahvehane sayımız, kütüphane sayımızdan binlerce kat fazla ve bomboş kütüphanelerimize rağmen dolu dolu kahvehaneler! Ülkemizde bulunan bin dört yüz kütüphaneye karşılık, dört yüz seksen bin kahvehane bulunmaktaymış. Girmeye çalıştığımız AB ülkelerinde 7.500 kişiye bir kütüphane düşerken bizde 51 bin kişiye bir kütüphane düşüyor.

Üniversitelimiz okumuyor, siyasetçimiz okumuyor, gencimiz okumuyor, yaşlımız okumuyor, halkımız okumuyor. Okuyanları da gayeli ve seviyeli okumuyor! Oysa biz, bir zamanlar kitaplı bir millettik. Mekke’de inen Kur’ân, en güzel şekilde Mısır’da okunmuş ve en muhteşem bir biçimde İstanbul’umuzda yazılmıştı. Matbaanın icadından önce bile bizim sayısı yüz binleri bulan hattatlarımız ve yazma eserlerimiz vardı.

Toplumumuzda okumaya ve okuyana değer verildiği de söylenemez. Yanlış örnekler ve yanlış yönlendirmeler sonucu okuma, dudak bükülerek geçilen bir meslek olarak algılanıyor. Okuyup da ne yapacaksın, zengin olmak istiyorsan futbolcu, sanatçı ol daha iyi, sözleri revaçta. İnsanlar kolay köşe dönmenin basit hesapları peşinde koşuyor.

Öte yandan Avrupa ve Amerika’daki insanların çok okudukları malum. Onların kitap ve kütüphane sayısı bizden kat kata fazla. Bu insanlar tramvayda, metroda, otobüste ve hatta tuvalette bile okuyorlar.

Bir de madalyonun öteki yüzü var. Çokça okuyan bu insanlarda ahlakî düşüklük haddinden fazla gözüküyor. Aile yuvaları çürümüş ve çökmüş vaziyette. Kurulan aile yuvaları % 50 oranında boşanma riski ile karşı karşıya. Evlilik dışı beraberliklerin sayısında korkunç artış var. Zina, eşcinsellik gibi ahlaksızlıklar her geçen gün yaygınlaşıyor ve resmî boyutlar kazanıyor! Alkol ve uyuşturucu kullananların sayısı hızla artıyor. Zengin fakir arasında korkunç boyutta uçurumlar oluşuyor. Teknik gelişmeler insanları mutlu etmeye yetmiyor. İnsanlar birbirine güvenmiyor. Herkes kendi çıkarını düşünüyor. Kanun korkusu olmasa, insanların birbirlerine yapmayacağı kötülük yok… Bugün dünya üzerinde güya okumuş, mürekkep yalamış pek çok insanın adı, terör, hortumculuk, ahlaksızlık gibi kötülüklerin içerisinde geçiyor…

Tüm bunları görünce insanın, onlar gibi çok okuyan toplum olmadığına sevinesi geliyor. Okuyup onlar gibi olacağımıza, okumayalım böyle kalalım daha iyi, sonucuna varıyor.

Hâlbuki okuma, doğruyu, iyiyi, güzeli öğrenme ve onları hayata geçirmeyi sağlamalıydı. Ama gelinen noktada öyle olmadığı anlaşılıyor. O halde yanlış, nerede?

Demek ki yalnızca okumak yetmiyor. Neyi nasıl okunacağını bilmek de son derece önemli. Yalnızca akla ve nefse hitap eden maddî şeyleri okumak da yetmiyor. Tek kanatla uçulmuyor. Okuma gönül ve ruhlara da hitap etmeli.

Aslında İslam’ın ilk emri tam olarak okunup doğru anlaşıldığında mesele hallediliyor. Sanıldığı gibi İslam’ın ilk emri salt oku değildir. İslam’ın ilk emri Yaratan Rabbinin adıyla okudur. Yani okuma eylemi Yüce Yaratıcı ile irtibatlı olarak başlamalı, en büyük eğitici Rabbin emirleri doğrultusunda olmalı, O’nun hoşnutluğunu kazanmaya yönelik olmalıdır. Allah adına bir okumadır, Kur’ân’ın istediği.

Bu tespitleri yaptıktan sonra İslam’da okuyup bilgi sahibi olmanın önemi, gayesi ve faziletinden bahsedelim biraz.

İSLAM, İLİM DİNİDİR!

İslam, bilgi temelli bir dindir. Bilinçli Müslüman, bilerek inanan, bilerek konuşan ve bilerek yapan kimsedir. İslam’a göre ilimle meşgul olmak en önemli ve en faziletli ibadettir. Âlimin uykusu, cahilin ibadetinden üstündür. İlim adamının mürekkebi de, mücahidin kanı ile eş değerdedir.

Kur’ân, Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?[1] Şayet bilmiyorsanız bilenlere sorunuz.[2]Allah’tan ancak âlimler korkar.[3] Ayetleriyle ilmin önemine vurgu yapar, ilim öğrenmeye teşvik eder ve gerçek ilim adamlarının tanımın yapar.

Peygamberimizde pek çok hadisinde bizleri ilme teşvik etmiş, gayeli ilim adam olmaya yönlendirmiştir:

İlim yoluna girene, Allah cennet yolunu kolaylaştırır. Ameli kendisini geri bırakan kimseyi, soy sopu ileri götürmez.[4] Cennetin yolu, ilim yolundan geçer. İlimle cennet yolunu bulmak ve o yolda kalmaktır önemli olan.

Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, yahut bunları seven ol. Beşincisi olma, helak olursun.[5] Bu veciz ifadesiyle Peygamberimiz, toplumun bütün kesimlerinin ilim eylemi içerisinde olmasını istemiştir. Evet, herkes gücü ve kapasitesi nispetinde bu seferberliğe katılacaktır. Bilenler, öğretici olarak; bilmeyenler öğrenici olarak; öğrenemeyenler dinleyici olarak; ötekiler bütün bu sınıfları sevip destekleyenler olarak bu işte yer alacaktır. Bu seferberlikte yer almayanlar, dünya ve ahirette kaybedenlerden olacaktır.

İLİM ALLAH İÇİN OLMALIDIR!

İlimle meşgul olmak ve ilim sahibi olmak, Alîm olan, ilim kaynağı olan ve her şeyi en iyi bilen Yüce Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmaktır. İlim ne dünyalık elde etmek için ve ne de başkalarına hava atmak için öğrenilir. İlim, Yüce Allah’ın rızasını kazanmak için, Allah’ı doğru bir şekilde tanımak için, Allah’a yaklaşmak için, O’na layıkıyla kulluk yapmak için, Onun dinini yaşamak ve yaşatmak için öğrenilmelidir.

Doğru bilgiyi amacına uygun olarak öğrenmektir önemli olan. Bunun için ilim yolcuları, Alîm olan Yüce Allah ile, O’nun kitabı ile irtibatlı olarak bu yolda ilerlemelidir.

İslam’a göre gerçek ilim sahibine önce Allah katında, daha sonra insanlar katında itibar/saygınlık/değer kazandırır. Meşhur bir Kur’ân duası şöyledir: Rabbim ilimce beni artır![6]Ayetteilmimi artır denilmiyor da İlimce beni artır deniliyor. Demek ki çokça malumat sahibi olmak hedef değildir, asıl amaç öğrenilenlerle kıymetlenmektir. Bu da doğruları öğrenmek ve örenilenleri doğru yerde kullanmakla mümkündür.

Bir düşünümüz gerçek bilim adamını tanımlarken şöyle der: Alim, ilmini eyleme dönüştürendir.Yani gerçek bilim adamı, yalnızca bilgisiyle değil, eylemiyle de kendini ispat edendir. Gerçekten de öyledir. Bilgi, eyleme dönüşürse bir anlam ifade eder. Yoksa, eyleme dönüşmeyen bilgi, sahibi için yüktür.

Kur’ân’da iki korkunç teşbih vardır: Soluyan köpek ve kitap yüklü eşek… Bunlar, ilim sahibi oldukları halde, ilimleriyle amel etmeyenler, ilimlerini doğru yerlerde ve yerli yerince kullanmayanlar içindir.

Onlara şu adamın haberini de oku: Kendisine âyetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı, çıktı, şeytân onu peşine taktı, böylece azgınlardan oldu.

Dileseydik elbette onu o âyetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü.

Onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur.

İşte âyetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünür(öğüt alır)lar.[7]

Kendilerine Tevrât yükletilip de sonra onun buyruklarını tutmayanların durumu, Kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allâh’ın âyetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allâh zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.[8]

Bu ayetler, her ne kadar Tevrat’ın hükümleriyle amel etmeyenler hakkında inmişse de, Kur’ân’ı anlamayan, onun gereklerini yerine getirmeyen ve ondan yüz çevirenleri de içine alır. Nitekim Meymün b. Mihran şöyle demiştir: Ey Kur’ân ehli! Kur’ân size uymadan önce, siz Kur’ân’a uyunuz![9]

Ben muallim olarak gönderildim diyerek kendisini bizlere takdim eden Peygamberimiz ilim öğrenmenin önem ve hedefini şöyle açıklar:

İslam’ı yaşatmak için ilim öğrenirken ölen kimse ile peygamberler arasında bir derece fark vardır.[10] Hadis, ilim öğrenmenin gayesini, süresini ve faziletini bildirmektedir. Buna göre ilimde amaç İslam’ı yaşamak ve yaşatmaktır. İlmin süresi, ölüm gelinceye kadardır. Fazileti ise çok büyüktür.

Şair de şu sözleriyle ilim ve sanatın asıl amacını belirtmiştir:

Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış,

Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.[11]

 

Yandı kitap dağlarım, ne garip bir hal oldu,

Sonunda bana kalan, yalnız ilmihâl oldu.[12]

 

İlim elinde çıra yak da Mevla’yı ara

Bilmek olmak değildir, olmaya bak olmaya!

İLİM AMEL ETMEK İÇİNDİR!

Bizleri ilim öğrenmeye sürekli teşvik eden Peygamberimiz, ilmin eyleme dönüşmesi gereği üzerinde de ısrarla durmuştur. O, Allah’tan faydalı ilim isteyin, faydasız bilgiden Allah’a sığının.[13]Buyurmuş; sonra da kendisi sürekli şöyle dua ederek bizlere örnek olmuştur:

Allahım, senden faydalı ilim isterim…[14] Allahım, faydasız ilimden sana sığınırım…[15]

Faydalı ilim, sahibine Allah ve insanlar katında değer kazandıran, dünya ve ahirette kazandıran ilimdir. O, doğruların doğru bir şekilde öğrenilmesi, gereklerinin yerine getirilmesidir. Faydalı ilim, aydınlatan, yol gösteren bilgidir.

Faydasız bilgi ise, sahibinin boynunda yük olan, Allah katında ona değer kazandırmayan, dünya ve ahirette kaybetmesine sebep olan bilgi yığınlarıdır.

Bu anlayışla hareket eden peygamberin ashabı Kur’ân’ı yaşayarak öğreniyorlardı. Onlardan biri olan İbn Ömer şöyle diyerek bu gerçeğe dikkat çeker: Biz peygamberden on ayet öğrenir, sonra onlarla amel edinceye kadar bir sonraki derse geçmezdik.[16]

Peki, bilgiler niçin eyleme dönüşmez? Sözgelimi yalanın yanlış olduğunu herkes bilir, ama birçok kişi yalandan uzak duramaz. İçkinin sağlığa zararlı ve dinen haram olduğunu da herkes bilir, ama pek çok insan alkolden uzak duramaz. Namazın gereksiz olduğunu düşünen yok gibidir, ama namazı gereği gibi kılanların sayısı oldukça azdır. Örnekleri çoğaltabiliriz.

Bilginin eyleme dönüşemeyişinin temel sebepleri olarak şunları söylemek mümkün:

Bilinç ve inanç düzeyinin düşük ve zayıf olması.

Bilginin eksik ve yetersiz olması. Cılız bilgi, eyleme dönüşemeden söner gider.

Bilgiyi içselleştirememe.

Bilginin eyleme dönüşmesi için uygun ortam ve şartların oluşmaması.

O halde bilgilerimizi her zaman/ya da zamanı gelince etkin kılabilmek için, onları yenilemeli, sağlamlaştırmalı, geliştirmeli ve donanımlı hale getirmeliyiz. Bu da gayeli olarak kesintisiz okumaktan, düşünmekten, birbirimizi uyarmaktan geçer.

Profosör Dr Ali Akpınar

[1] 39 Zümer  9.

[2] 16 Nahl 43, 21 Enbiyâ 7.

[3] 35 Fatır 28.

[4] İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni’l-İlim, I, 63.

[5] İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni’l-İlim, I, 151.

[6] 20 Taha 114.

[7] 7 Araf 175-176.

[8] 62 Cuma 5.

[9] Hâzin, Tefsîr, VI, 259.

[10] İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni’l-İlim, I, 207.

[11] Necip Fazıl, Çile, 33.

[12] Necip Fazıl, Çile, 40.

[13] İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni’l-İlim, I, 625.

[14] İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni’l-İlim, I, 626.

[15] İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni’l-İlim, I, 622

[16] Kenzü’l-Ummâl, I, 232

 

Benim için çok yararlı bir yazı oldu.Bu da benim çok anlamlı bulduğum ve her baktığımda beni düşündüren bir karikatür.Arşivimde uzun zamandır bekliyordu.Sanırım şimdi tam sırası.

tumblr_nhb88nzLNi1redbjgo2_500

 

 

3 thoughts on “İlim Öğrenmenin Fazileti Ve Önemi Üzerine…

Yorumunu bizimle paylaş çünkü düşüncen bizim için önemli :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s