Sağlık Ve Güzellik

Doğru diş fırçalama Teknikleri

dis-fircalama-teknigi

 

Çoğumuz diş fırçalamayı bilmiyoruz aslında.Bilsekte şıpşıp fırçalayıp çıkıyoruz lavabodan.İçimizi rahatlatmaktan başka bir işe yaramıyor bu.

Burda diş fırçalamanın püf noktaları gayette güzel resmedilmiş.Bir diş doktoru paylaşmış bizim için diş fırçalamanın detaylı tekniklerini sağolsun. Okuyalım ve uygulayalım cınımlar 🙂

1. Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil, yumuşak ve daireler çizecek biçimde, ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır.

2. Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. Bu işlemde fırça eğik tutularak, diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir.

3. Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır.

Diş fırçalarken en son dili de fırçalamayı ihmal etmiyoruz. Günde sabah aksam iki kez ve iki dakika dişlerinizi fırçalayın. Mutlu gülüşler

dterdal.com/

Yaşamsal ve Kişisel Gelişim

Arıların bu yazıdan haberleri yok.Senin haberin olsun.

tumblr_n8m1wrAmI51s84t6ho1_500

 

1. Arılar 1 gram bal için çiçeklere en az 7000 uçuş yapıyorlar.

Sen ömür boyu mutluluk için yüzlerce kez pişman olmayı, binlerce kez naz çekmeyi, onlarca kez kavga etmeyi, anlaşmazlığa düşmeyi, hayal kırıklığına uğramayı, çiçekler getirmeyi, çikolatalar almayı, yüzlerce kez özür dilemeyi, binlerce kez sözünü geri almayı, binlerce kez “affet beni” demeyi, on binlerce kez “seni seviyorum” demeyi göze almalı değil misin?

2. Bir kg bal için ise 40 bin tane arı, 6 milyon çiçeği dolaşıyor.

Sen bir tutam sevda için, hiç bitmeyecek bir aşk için, en az beş duyunla, onlarca duygunla, binlerce güzel sözle, yüzlerce bakışla, susuşla, dinleyişle, dokunuşla, sevdiğinin beş duyusunu dolaşmalı, yüzlerce beklentisini karşılamalı, onlarca duygusuna karşılık vermeli, hayal kırıklıklarına, tedirginliklerine, nazlarına, kaprislerine, hüzünlerine, pişmanlıklarına, taşkınlıklarına, vurdumduymazlıklarına, kararsızlıklarına, korkularına, kaygılarına doğru yolculuk etmeli, onun kalbinin bütün köşelerini, aklının bütün kıvrımlarını, ruhunun bütün vadilerini dolaşmalı değil misin?

3. Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını emiyor ve 100.000 km kanat çırpıyor.

Evinde mutluluğu ağırlayabilmek için, kalbine aşkı doldurabilmek için, hayattan umduğunu bulabilmek için, çokça zahmete katlanmalı, çokça engelleri aşmalı, eşini anlamak için, onu bir çiçek kadar özel görmeli, ona konuşurken en az bir arı kadar seçici olmalı değil misin? Çiçekler nektarlarını gizlerler; arı çalıştığı için özlerini bala çevirirler; sen de eşinde saklı olanı açığa çıkarmak için çalışmalısın, sürekli kanat çırpmalısın.

4. Arılar bu çalışmanın arasında birbirlerine bakıp bakıp “Neden hep ben çalışıyorum?” demiyorlar. Her biri kendisinden bekleneni yapıyor o kadar.

Sen “hep ben bir şeyler yapıyorum, peki ya sen?” derken, eşine de aynı soruyu sorma hakkı tanımış olduğunun farkında değil misin? Sen sana düşeni yap; ona düşen ise ona kalsın. Sen kendinden bekleneni yapınca, hiç olmazsa eksik olan bir yarıyı tamamlamış olacak değil misin? Ama “önce sen yap ki…” dedikçe, elinde yarım bile olmayacak, sonuçta daha çok eksiğin olacak.

5. Bir arı kolonisinin 1 kg bal üretebilmesi için 8 kg bal tüketmesi gerekiyor. Bu da koloninin 6 kez dünya çevresini dönmesi anlamına geliyor.

Sevgiyi biçmek istediğin yere sevgi ekmelisin. Mutluluk almak istediğin tarlaya emek vermelisin. Dünyanın en güzel çiçeği bile bakımsız kalınca soluyor, renklerini kaybediyor. Arılar nasıl başkalarına verecekleri 1 kg bal için 8 kg balı kendileri için harcıyorlarsa, sen de 1 kg bal tadında aşk beklediğin eşinin hiç olmazsa 1 kg’lık (aslında 8 kg olması gerekiyor!) bal tadında aşkı almasına izin vermelisin. Korkma, bunun için dünya çevresini 6 kez dönmen gerekmiyor! Onu sarıp kucaklaman, kalbini çepeçevre kuşatman yeter de artar bile.

6. Arılar bunu binlerce yıldır yapıyorlar; çünkü onların fıtratına vahyedilmiştir bal yapmak.

Sen hiç olmazsa sadece bugün arılar gibi davran. Dün arılar gibi davranmamış olsan da önemli değil; dünkü gün geçti. Dün yaptıkların/yapmadıkların bugün yapacakların konusunda ayağına çelme takmasın. Arılar gibi davranmak için yarını da bekleme. Şunu kesinlikle bil ki, yarın hiç gelmeyecek; gelince adını “bugün” diye değiştirmiş olacak. Buna göre, “yarın” yaptığın bir şey olmayacak. Ne yaparsan “bugün” yaparsın. Bugün yaptığın her iş bir ömür boyu yaptığın iş olur.

Sabrın ancak bugünün hakkını vermeye yeter. Üstelik kalbini dinlersen, kalbine sevmek için vermek gerektiğini söyleyen “sözler” kazındığını sen de fark edeceksin. Senin fıtratına da sıradan işlere bile aşkla başlamak, olağan şeylere bile olağanüstü hayranlıkla bakmak vahyedilmiştir.

7. Arılar iğnelerini ancak hayatları tehlikeye girdiğinde kullanıyorlar ve sadece bir kez kullanıyorlar.

Sen de kendini tehlikede görebilirsin. İğneni kullanmakta kendini haklı gördüğün zamanlar olabilir. Ama, unutma ki iğnenin en tehlikeli ucu kendine batmaktadır. Eşinin canını yakman senin canını da yakıyor olmalı. Sevdiklerine acı vermen en başta seni acıtıyor olmalı. Mutsuzluk üretenlerin hiçbiri mutlu değildir; unutma. Oysa mutluluk ne kadar bulaşıcıdır!

8. Bir arı kendi ağırlığının 330 katı yük çeker.

“Bunca sözün bana faydası yok ki…” diyorsan, “Artık sabrım kalmadı, dayanamıyorum!” diye düşünüyorsan, bir kez daha bak kendine; belki de kapasitenin hepsini kullanmıyorsun. Taşıdığın yük taşıyabileceğinin hepsi değil belki de…

9. Arılar çiçekleri sever, kovana elleri boş dönmezler.

Sen de, sevdiğin de çiçekleri seviyorsanız; eve elin boş dönme.

10. Arıların bu yazıdan haberleri yok.

Senin haberin olsun.

Sağlık Ve Güzellik · Yaşamsal ve Kişisel Gelişim

Yediklerine göre kişiliğinin analizi

bNe yersen o olursun derler. Hangi yemekleri daha çok tüketirsen, nasıl bir insan olursun hakkında güzel bir analiz yapmışlar. Okuyalım , faydalanalım.

Hamur İşleri (Mantı, Makarna, Börek vs) : Evine bağlı, yumuşak huylu, fazla duygusal, insan ilişkileri iyi olan fa…kat başka fikirlerden çabuk etkilenen, geleneklere bağlı bir yapıda olurlarmış.

-Et Yemekleri (Kebap, köfte, ızgara vs) : Sinirli fakat yerine göre öfke kontrolünü sağlayabilen, şüpheci, titiz bazen geçimi zor, kuralcı, hırçın, dürüst, kendine güvenen bir yapıda olurlarmış.

-Sebze Yemekleri : Mantıklı, bazen fazla inatçı, kararlı ve idealist, aceleci, merhametli, becerikli, insanların sevgisini çabuk kazanan, etrafında beğenilen bir yapıda olurlarmış.

-Baklagiller : Kimse hakkında kötülük düşünmeyen, saf, iyilik sever, insanlara çabuk kanan, kırılgan ve yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen hayatı ve insanları seven bir yapıda olurlarmış.

Fast Food (Abur cubur) : Kafası karışık ve ne istediğini bilmeyen. Aksi, mutsuz, depresif, hastalıklara açık, hafıza sorunları yaşayan. Kısa süreli arkadaşlıkları olan bir yapıda olurlarmış.

Genel

Kendi mutluluğunuzu sabote ettiğinizin 15 işareti

large (5)Kendi mutluluğunuzu sabote ettiğinizin 15 işareti

 

Severek yaptığınız bir iş sahibi olmak, gerçekten sevdiğiniz insanı bulmak veya belki de sadece iyi yemek yapabilmek… Hepsinin amacı aynıdır aslında: Mutlu olmak Sorun ise bu yolda harcanan emeğin bazen sizi tam tersi etkilemesi.

İnsanlar bazen hatta çoğu zaman kendi mutluluklarını sabote edebiliyor. Aslında bu gündelik hayatlarının bir parçası. Nasıl mı?

Okumaya devam edin…

– Çok fazla özeleştiri yaparak…

Kafanızın içinde dolaşıp duran özeleştiriler genelde kendi kendinizi başarısız olduğunuza dair ikna etmekle sonuçlanır. Eğer bu negatif yönlendirmeyi bastırmaya çalıştıysanız, bunu yapmanın zor olduğunun da farkındasınızdır. Bu durumun maalesef çok güçlü ve görmezden gelinemez etkileri vardır. Bir noktada varlıkları sizi güvende tutmak amaçlıyken, yetişkinlik döneminde aynı amaca hizmet etmeyeceklerdir.

Çözüm: Bu eleştirileri bastırmaya çalışmak yerine, meraklı olun ve size gerçekten ne anlatmaya çalıştıklarını dinleyin. Yansıtılan korku neden kaynaklanıyor? Diğer parçalarınız buna ne cevap verecek? Hiçbir karar tek taraflı değildir, öyleyse neden monoloğu diyaloğa çevirmeyesiniz? Aklınızdaki her sesin kendini ifade etmesine izin verin: İyi, kötü ve aradaki her şey.

– Bilinmeyenin korkusu yerine kesin olanı seçerek…

Acı veren katiyeti bilinmeyenin riskine tercih etmek daha kolaydır. Eğer durumunuzdan memnun değil iseniz, onu sadece siz değiştirebilirsiniz. Ve eğer nesnel olmak adına hayallerinizin peşinden gitmiyor iseniz, çoğu insanın sadece içinde bulundukları durumun acısı bilinmeyenin korkusundan ağır bastığında harekete geçtiğini hatırlayın.

Çözüm: Dibe vurmayı bekleyebilir veya değişikliklere açık olabilirsiniz. Eğer mutsuz iseniz, bunun sonsuza dek sürmeyeceğini bilin, bir şeyler değişmek zorunda. Neden bu değişimleri kendi istediğiniz zamanda ve şekilde yapmayasınız ki?

 

– Erteleyerek…

Kendinizi hazır hissetmediğiniz için ya da belki konfor alanından çıkmamak için ertelemeyi tercih edebilirsiniz ama bu sizin aleyhinize işleyen zamandır.

Çözüm: Eyleme geçmenizi engelleyen sınırlayıcı inancı belirlemekle başlayın. Sonrada bundan korkmayan bir insanın ne yapacağını kendinize sorun. Performans belirlemek, gerçekten istediğiniz bir şeyin peşine düşmenizi kolaylaştıracaktır.

– Başarısızlıktan korkarak…

Başarısızlık korkusu, güvende hissetmek arzusundan başka bir şey değildir. Problem ise eyleme geçmenizi engellemesidir. Bir başarısızlık yaşamanız sizi hayatınız boyunca başarısız yapmaz. Tam tersi ileride size yardımcı olacak dersler almanızı ve deneyim kazanmanızı sağlar.

Çözüm: Kendinize sorun: Ne öğrendim? Bu öğrendiğin şey ne işe yarar? Bir dahaki sefere hedefime nasıl yaklaşabilirim? Eğer kendinizi yine de başarısız hissederseniz, tarihteki denemekten vazgeçmeyen büyük isimleri hatırlayın.

– Eski hatalarınızı affedemeyerek…

Herkes hata yapar. Hem de bol bol… Ama her birinden alınan dersler vardır. Eğer çektiğiniz acıyı ve suçluluğu unutmaz, kendinizi affetmezseniz, şefkat geliştirmenin zamanı gelmiş demektir. Bu zor olabilir ama ilk adım eski hikayeleri kapatmak ve yenilerini yazmak için çabalamaktır.

Çözüm: Hepsini serbest bırakın. Acılara tutunmak ve kendinizi cezalandırmak, ilerlemenizi engeller. Zamanı geri alamayacağınıza göre, geleceğe odaklanmalısınız.

odaklanmak– Her şeyi kontrol etmeye çalışarak…

Sizi güvende hissettirecek güçlü kontrol ihtiyacı, aynı zamanda kapana kısılmanıza yol açar. İstediğinizi düşündüğünüz şeyin (bu bir iş veya insan olabilir) peşini bırakmak, hayatınıza gelecek daha iyi ve büyük şeylere yer açar.

Çözüm: Her şeyi kontrol etmeye çalışmak büyümenizin ve kabullenmenizin önünde bir settir. Değiştirebildiklerinizi değiştirin, değiştiremediklerinizi kabul edin ve aradaki farkı bilin.

– Aşırı derece duygusal bağımlılık…

Mutluluğunuz başkalarına bağlıysa, bunu kendi kendinize elde etme şansını kaybedersiniz. Başka insanlarla olan ilişkileriniz mutluluğunuza ve kendinize olan sevginize ayna tutmalıdır. Kendinize öncelik vermek bencillik değildir. Önceliği başkalarına verir ve daha bu yüzden onlardan nefret ederseniz, suçlayabileceğiniz tek kişi aslında kendinizsinizdir. Acı ama duygusal pişmanlıklar yaşamamak için bazen sınır koymak en iyisidir.

Çözüm: Birilerinin sizi kurtarmasını beklemekten vazgeçin; kendi kendinizi kurtarın. Kendinizi daha güçlü kılmak için ne gerekiyor fark edin ve bunları uygulayın. Belki daha çok par kazanma zamanıdır ya da daha fazla arkadaş edinme, kendi ihtiyaçlarınızı karşılama… Ve eğer sınırları belirlemekte yeniyseniz, küçük şeyler üzerinden ödün verin, değerleriniz üzerinden değil.

 

– Yapmak istemediğiniz şeyleri yapmaktan yorgun düşerek…

Eğer sosyal hayatınız heyecanlı olmak yerine yorucu ise, sorumluluklarınızı gözden geçirme zamanı gelmiş olabilir. Eğer hoşlanmadığınız insanlarla zaman geçiriyorsanız, gerçek arkadaşlık yerine yoldaşlık yaşıyor olabilirsiniz. Negatif bir insanla bir saat geçirmek, fiziksel ve ruhsal açıdan madende çalışmaktan daha yorucu olabilir.

Çözüm: Enerjinizi kime harcayacağınıza iyi karar verin. Negatif insanlardan mümkün olduğunca uzak durun.

– Başkalarını suçlayarak…

Genellikle başkalarını suçladığınız şeyler sizin, kendinizi suçladığınız şeyler ise başkalarının suçudur. Suçlamak ya da suçluluk yaşanan durumu değiştirmez. Kimin suçu olduğu ya da sorumluluğu kimin aldığı bir yana, durumu değiştirmek beceriniz olmalıdır. “Her şeyin farklı olmasını isterdim” demek yerine, her şeyi farklılaştırmaya çalışmaya başlamalısınız.

Çözüm: Sorumluluk alın, sadece olanla ilgili değil, ne olmasını istediğinize dair de. Öz-bilinç, kişisel sorumluluklarınızı almanız için size cesaret ve tevazu verir.

– İnsanları düzeltmeye çalışarak…

Başkalarını değiştirebilseniz bile, mutlu olamazsınız. Çünkü olay düzeltmek değil, güvende hissetmektir. Herkesi olduğu gibi kabul etmelisiniz, sizin olmalarını istediğiniz gibi değil.

Çözüm: Kontrol edebileceğiniz şeyi değiştirin: Kendinizi. Bu kendi beklentilerinizi belirlemeniz ve ona göre davranmanız demektir.

– Mükemmeliyetçi davranarak…

Elinizden gelenin en iyisini yapmanız güzel ama mutluluğunuz sonucuna bağlıysa, kendi hayal kırıklığınızı kendiniz düzenliyorsunuz demektir. Hiçbir şey mükemmel değildir. ‘Siyah ya da beyaz’ tavrı, aradaki renkleri kaçırmanıza sebep olur.

Çözüm: Kendinize ‘neden’ diye sorun. Tabii ki dünyayı keşfetmek istiyorsunuz ama eğer süreç içinde kendinizi öldürüyorsanız, buna değmeyecektir. Bunun yerine kendinize daha fazla ne verebilirsiniz?

 

– Kendinizi başkaları ile kıyaslayarak…

Kıyaslamanın mutluluk hırsızı olduğunu söylerler. Kendi hayatınızdan memnun değilken, etrafınızdaki insanların çok iyi yaşamlar sürdüklerini düşünüyor olabilirsiniz. Halbuki hiçbirinin gerçek ayrıntılarını bilemezsiniz, sadece size yansıtılanları görürsünüz.

Çözüm: Kıyaslamanın diğer insanlardan kaynaklanmadığı ama sizin aslında neler istediğinizi yansıtan bir araç olduğunu fark edin. İlham, kıskançlığın sağlıklı yan etkisidir. Eğer sadece sahip olmadıklarınız üzerine odaklanırsanız, sahip olduklarınızın farkına varamazsınız. Eğer yine de kıyaslamaya ihtiyacınız varsa, bunu kendi kendinize yapın. Daha mutlu, sağlıklı ve güçlü olmayı isteyin.

– Başkalarının ne düşündüğünü çok fazla önemseyerek…

Çoğu insan, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde, eylemlerini diğer insanların görüşler inin şekillendirmesine izin verir. Ve başkalarını etkilemeye kafanızı bu kadar taktığınızda, kendinizi değil onları memnun etmeye odaklanırsınız.

Çözüm: Diğer insanların görüşleri, sizinkilerden daha önemli değildir. Onların daha yaşlı, tecrübeli, başarılı ya da daha iyi eğitim alması önemli değil. Fikir sadece fikirdir ve sahibine aittir. Kendiniz için doğru olana yine sadece kendiniz karar verebilirsiniz.

– Yardım istemekten korkarak…

Hiç kimse her şeyi bilemez. Çoğu insan bilir gibi davransa bile. Kendi kendine yetmenizi teşvik eden bu dünyada, insanlar savunmasız gözükmekten ölesiye çekiniyorlar. Bu korku tezahürü altında, mükemmel görünme arzusu, terk edilmeme korkusu ya da hoşa gitme arzusu ağır basıyor.

Çözüm: Yardım istemekte hiçbir sakınca yoktur. Sadece doğru insana yöneldiğinize emin olun. Sevgiliniz, arkadaşlarınız ya da ebeveynleriniz her zaman doğru kaynaklar olmak zorunda değildirler. Objektif olun.

– İyi şeylerin tadını çıkarmayarak…

Problemler üzerinde odaklanmak kolaydır, yanlış giden ya da başkalarının yaptığı tuhaf şeylerin de. Aslında bunlarla kendinizi o kadar bastırabilirsiniz ki iyi olanları görmeniz imkansızlaşır.

Çözüm: Bir dahaki sefere iyi bir şey gerçekleştiğinde, durun, nefes alın ve bunun için şükredin. Zevk almayı öğrenin ve mutluluğa biraz daha yaklaşın.

Kendi mutluluğunuzu sabote etmek, bir kerelik bir eylem değildir. Bir süreçtir. Kimse her zaman mutlu olamaz. Ama eğer en iyi eforunuzu kendinizi yargılamak, sorumluluklarınızdan kaçmak, başkalarını kontrol etmek için sarf ediyorsanız, sonsuza kadar bu durumda kalmayı garantiliyorsunuz demektir. Sonuçta, mutluluk sadece bir ruh hali değildir. Mutluluk, bir yaşam tarzı ve tercihtir.

Yaşamsal ve Kişisel Gelişim

82 Yaşındaki Betül Mardin’den Kadınlara Öğütler!

maxresdefault2

 

 

82 YAŞINDAKİ BETÜL MARDİN’DEN KADINLARA ÖĞÜTLER…

1. Her sabah spor yapacaksın. Günaşırı filan değil evladım. Her sabah.

2. Hep çalışacaksın. Üreteceksin. Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olacak.

3. Günceli takip edeceksin. Haber izle, dergi, kitap, gazete oku. Gündemi yakala. Her konuda kendini update et. Yeni çıkan kitapları da bil, yeni açılan lokantaları da, bu sene moda olan renkleri de.

4. Evlilik ise şart değil, kafanı takma. Gerekli de değil. Hatta şöyle söyleyeyim: One problem less! (Bir problem eksik!)

5. Çocuk meselesine gelince… Ha işte, burada akan sular duruyor. Yapabiliyorsan yap. Birini bu kadar çok sevmek, onun sorumluluğunu taşımak sadece onu değil, seni de mutlu eder. Doğurmayacaksan, evlat edin. O zaman da senin çocuğun değişen bir şey yok. Evlat edinmeyeceksen de, manevi çocuğun olsun, birini okut, geleceğini şekillendirmesine yardımcı ol.

6. Günde bir kere et ye. Mutlaka her öğün sebze ve meyve ye. Kusura bakma, ben tatlı severim. Tatlıdan uzak dur diyemeyeceğim!

7. Ölümden sonra yaşamak istiyorsan, günlük tut. O küçük notlar, hem kendi hayatının tanıklığı, hem de yarına kalan bir bilgi kaynağı. Mesela benim babam, hiç düşünmeden 60 sene boyunca her gün Ece Ajanda’sına o gün olanları yazmış. Hâlâ açıp okuyorum ve çok faydalanıyorum.

8. Olumlu olacaksın.

9. Bazı şeyleri kabul edeceksin. Bütün kadınların seni sevmesine imkân yok! Demek ki bazı kadınlara dikkat edeceksin.

10. Erkeklere gelince, aynı anda birkaçını sevmeyeceksin. Ama onların böyle bir yeteneği ve şerefsizliği olduğunu bileceksin!!

Kelimeler Okyanusu

Hiç hayaliniz oldu mu?

tumblr_na5w5gDnmN1sk138co2_500

Hiç hayaliniz oldu mu?
Bir düşünüz var mı hiç?
Öyle hayatın İçinden değil
Emek isteyen
Zamanla gerçekleşen
Bir dilek gibi
Bir mucize misali birden
Kendiliğinden gelen
Gelip sizi yenileyen
Hayatınıza doğan
Yüreğinizi aydınlatan
İçinizi ısıtan
Hiç hayaliniz var mı
Sizi siz yapan
Sizi farklı kılan
Yaşamınıza anlam katan
Ölümünüzü anlamlı kılan?
Yılmaz Değirmenci

Yaşamsal ve Kişisel Gelişim

Kabuldeki Huzur

kabullenmek

Birisi istemediğimiz bir şekilde bir şey yapıyor veya yapmak üzereyse ve bunu kabul edemezsek, kızarız.

Hâlbuki birisi istemediğimiz bir şekilde bir şey yapıyor veya yapmak üzereyse ve
bunu kabul edebilirsek, toleranslı oluruz.

Birisi bizde olmayan bir şeye sahipse veya birisi bizim elde edemediğimiz sonuçları ortaya çıkarabiliyorsa ve biz bunu kabul edemezsek, kıskanırız.

Birisi bizde olmayan bir şeye sahipse veya birisi bizim elde edemediğimiz sonuçları ortaya çıkarabiliyorsa ve biz bunu kabul edebilirsek, ilham alırız.

Birisi düşüncelerimizdeyse ve fakat fiziksel olarak yanımızda değilse ve bunu kabul edemiyorsak “seni özlüyorum” deriz.

Birisi düşüncelerimizdeyse ve fakat fiziksel olarak yanımızda değilse ve bunu kabul edebiliyorsak “seni düşünüyorum” deriz.

Duygusal denklem oldukça basittir:
Bir şey + kabul = pozitif duygu
Bir şey + filtrelenmemesi (kabulsüzlük) = negatif duygu

Dolayısı ile kendimizi pozitif veya negatif hissetmemize neden olan “bir şey” veya
“birisi” değildir. O bir şey veya birisini kabul etmemiz veya kabul etmeyişimizdir.

Dünya değil ama dünyaya verdiğimiz tepkidir (kabul veya kabulsüzlük) duygularımızın kalitesini tespit eden.

Bir dahaki sefere negatif bir duygu ile rahatsızlık hissettiğimizde kimin veya
neyin bizi rahatsız ettiğini sormak yerine, kime veya neye gösterdiğimiz direncin
(kabul edememe) içimizdeki rahatsızlığa neden olduğunu araştıracağız. Direncin
yerine kabulü koyacağız ve negatif duygu pozitif bir duyguya dönüşecek.

DUYGULARIN İDARESİ, BİR ŞEYİ VEYA BİRİSİNİ SUÇLAMAKTAN VAZGEÇİP, HAYATA “KABULLE” YANIT VERME SORUMLULUĞUNU ALMAYA BAŞLAMAKLA OLUR..

Çeviri: Lale KÜLAHLI