İşte bu da kadının erkeğe olan şiddetinden bir tanesi… 


​Sosyal medyada kendilerinin ve çocuklarının fotolarını, evlerinin en mahrem yerlerini rahatça paylaşan kadınları görünce açıkçası en çok onların kocalarına kızıyordum. 

Hanımlarını nasıl kıskanmıyorlar, bu alenen teşhire nasıl müsaade ediyorlar diye düşünüyordum. Taa ki geçen gün, bir beyefendiden aldığım maili okuyana kadar… 
Beyefendi mailinde: 20 yıllık evli olduklarını, daha önce eşinin internetle hiç alakâsının olmadığını, fakat son zamanlarda facebook ve instagram hesabı açtığını yazmış ve şöyle devam etmiş: “Eşim açtığı hesaplarda kendi resimlerini, yakışıklı şarkıcıların resimlerini paylaşıyor. Artık devamlı aşk şarkıları dinliyor. Müstehcen içerikli klipleri izliyor. Sık sık benim kıyafetlerimi, saçımı acımasızca eleştiriyor. Hediye almıyorum diye bana tavır yapıyor. Yeni arkadaşlar buldu. Onlarla ailecek görüşmeyi, beraber tatile gitmeyi istiyor. Oysa biz çok mutluyduk. Elimden geldiğince onu rahat yaşattım. Şimdi neden böyle oldu anlamıyorum ve çok üzülüyorum” 

İşte bu da kadının erkeğe olan şiddetinden bir tanesi… ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Sosyal medya maalesef kadınları da erkekleri de dipsiz ve acıtıcı bir girdaba doğru sürüklemeye devam ediyor. 

Sadece evini, kıyafetlerini paylaşarak fenomen olmaya çalışan kadınlar toplum için tehlikeli bir hâl almaya başladı. 

Her gün başkalarının makyajlı yaşamlarını takip ederek, kendi hayatından, eşinden, evinden nefret eden, eşine olan saygısını yitiren kadınların sayısı gün be gün artıyor… 
Bu yaranın tespiti çok kolay olsa da çözüm noktasında ben de tıkanıp kalıyorum. 

Bize anlaşılmaz çözüm önerileri sunan evlilik terapistleri, sosyal medya uzmanları değil, 

varlıkta da, yoklukta da saygı ve sevgiyi azık edinmiş, bir yastıkta bir ömür geçirmiş, sık sık nasihatleriyle besleneceğimiz ağzı dualı Zarife Ana’lar, görmüş geçirmiş çileli Ali Amca’lar lazım… Hem küçüklere, hem büyüklere tevekkül ve kanâat dersleri vermek, “Küçük şeylerle mutlu olma” , “Karşılıksız sevme” “Yaradılış gayesine uygun yaşama sanatı” adı altında kurslar düzenlemek lazım… 
Yoksa toplum olarak, bu ağır ve çirkin yükün altından kolay kolay kalkamayacağız…

@cahide_sultan

Reklamlar

​My dear heart, never think you are better than others. Listen to their sorrows with…

My dear heart, never think you are better than others. Listen to their sorrows with compassion. If you want peace, don’t harbor bad thoughts, do not gossip and don’t teach what you do not know.

~ Rumi 

Image : Eli Supriyatno

“Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.” Anlamlı bir yazı…

Adamın biri babadan yadigâr antik ipek bir halısı varmış. Satmaya karar vermiş. Ona göstermiş buna göstermiş, ama kimse talip olmamış. Sonunda zengin birini bulmuş ve ona götürmüş.

Zengin halıya bir bakmış ve sormuş, kaç para? Adam cevap vermiş 100 altın. Zengin tereddüt etmeden tamam demiş ve çıkartıp 100 altın vermiş.

Adam sevinmiş. O sırada zengin sormuş bu halının kaç para ettiğini biliyor musun? Adam cevap vermiş hayır bayım. Zengin devam etmiş en az 3000 altın eder. Adam susmuş. Zengin sormuş, niye 100 altına verdin? Adam biraz düşünmüş ve cevap vermiş, bayım bağışlayın ama benim bildiğim en büyük rakam 100!

Şimdi aklıma Ludwig Wittgenstein geldi “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.” Dilin anlam zenginliği ve anlam derinliği gelişmedikçe o dil ile yapılan iş sayısı sınırlı kalacaktır.

Konuşma dili 150-200 kelime/dakika ve okuma dili 200-250 kelime/ dakika iken, düşünme dili 1300-1800 kelime/dakika düzeyindedir. Bu yüzden yeterince sözcük, anlam, kavram ve düşünsel bağlantıya sahip olmayan zihin kısır döngüde çıkmazları yaşayacaktır.

Bu durumda, 200 kelime ile düşünen, 2000 kelime ile düşüneni anlamayacaktır.

Parafı şöyle bitirmek isterim:“Dilin kadar varsın.”

Anooshirvan Miandji

Alzhemier’ı engelleyen denge egzersizi.


İlk bir hafta sayamamanız çok normal… Vücut bir haftadan sonra yavaşça alışacaktır…

Sert bir zemin üzerinde, gözleriniz tam kapalı, sağ ve sol ayak üzerinde, her iki kol T şeklinde açık, sesli olarak 100’e kadar sayın..

Bilinciniz yükseldikçe ne olur?

Bilinci henüz senin kadar yükselmemiş olanların konuşmaları sana eski tadı vermemeye başlar.
Kendin gibi olan insanları arar ve onlarla bir şekilde karşılaşmaya yeni dostluklar oluşturmaya başlarsın.

Sana söylenen şeyleri olduğu gibi doğru kabul etmek yerine sorgulamaya başlarsın.

Korkuların azalır.

Eskiden zoraki yaptığın şeyleri artık yapmaya mecbur hissetmezsin.

Kendini çok daha rahat ifade etmeye başlarsın.

İstemediğin şeylere rahatça “Hayır” diyebilirsin.

Tek başına kalmaktan keyif almaya başlarsın.

Hayatta gerçekten yaşamak istediğin gibi yaşayıp yaşamadığını sorgulamaya başlarsın.

Gerçekten ne yapmak sana heyecan veriyorsa onun peşine düşersin.

Olumsuzluklar seni eskisi kadar üzmez olur.

Kötü giden şeylere dertlenmek yerine çözüm bulmaya odaklı olursun.

Etrafta sıkıntı veren şeyler seni etkilemez.

Gelecek için kaygılanmazsın.

Başına kötü bir şey geldiğinde eskiden olduğu kadar üzülmezsin.

Birisi sana hakaret ettiğinde, bağırdığında etkilenmez ve aynı şekilde tepki verme ihtiyacı duymazsın.

Birisi seni haksız yere suçladığında kendini savunma ihtiyacı

duymazsın.

İltifatlar da seni eskisi gibi etkilemez.

Onaylanma ve takdir edilme ihtiyacı hissetmezsin.

Birilerine bir şeyleri ispat etme isteğin ve çaban biter.

Seni rahatsız eden zihin konuşmaları gitgide azalır ve zor duyulur hale gelir.

Öfke ya da üzüntü gibi duygular ara sıra gelir ama senin üzerindeki etkileri dakikalar içinde geçer üzerine yapışmaz ve seni günlerce rahatsız edemezler.

Diğer insanların zenginliğini kıskanmazsın.

İnsanların senin hakkında ne düşüneceklerini umursamazsın.

İnsanları kategorilere ayırmazsın ve herkese aynı davranırsın.

Yapılan hataları çok çabuk affedersin.

Dışarıda ne olursa olsun içinde sebepsiz bir sevinç olur.

Her yerde ve herkesin yanında kendin gibi olursun.

Herkesin içinde aynı Öz’ün parçası olduğunu fark etmeye başlarsın.

Dünya bir oyun alanı gibi gelmeye başlar.

İçinde sürekli hissettiğin huzuru kimse bozamaz.

Sevgiyle

Önce İnsan

Özlem Hatipoğlu