Şehitler Diyor Ki:

Şehitler Diyor Ki: ”Feryatlara kanmayın,bizi öldü sanmayın.Biz ölümü öldüren bir iman taşıyoruz,Kur’an-a andolsun dipdiri yaşıyoruz.Ana,baba,eş,kardeş,silin göz yaşınızı,Bu şeref size yeter,dik tutun başınızı.Bu ilahi şöleni veda sanmayın sakın;Biliniz ki;Cennette buluşmamız çok yakın”

Rabbim tüm Şehitlerimize rahmet eylesin,mekanları cennet olsun.

89e258cc9688725172107c695eb8b8f9

Reklamlar

Aydınlık ve Karanlık

light_n_dark_slider_1

Sevgili karanlık,
Varlığını göstermen, görülebilmen için ışığıma ihtiyacın var.

Ve Aydınlık,
Varlığını ortaya çıkarmak için Karanlığa ihtiyacım var.

Karanlık ve Aydınlık… İşte bu ikisi ezelden beri içiçe ve birbirine muhtaçtır… Tıpkı ikiz kardeşler gibi birbirini bütünler, hatta var ederler. Biri olmazsa diğerinin varlığı kendini gösteremez, bilinir olamaz…

Belki de yaşam da böyle zıtlıklar birlikteliğidir…

Karanlık da Aydınlık da yaradanındır. O’ nu tam anlamıyla tanıyabilmenin yoluysa; Her şeyiyle! bilmeye talip olmaktan geçer. Bu yolda da “Kendi Karanlığı” nı tanımadan, aydınlığına tam olarak sahip çıkıp ona hükmedemeyeceğini bilmelidir kişi. Gölgen bile aslında aydınlıktaki kendi karanlığının/potansiyelinin bir işareti, göstergesi gibidir. Ve onu reddettikçe güçlene güçlene hört diye çıkıverir karşımıza, işte burdayım gör beniii diye..

Ya ne yapacağız? Karanlığı tanıyayım diye vurup, kırıp, asıp, keselim mi? Elbette ki hayır. Sadece onun varlığını “görüp, saygı duyarak ve orada olduğunu bilerek”, “SEÇİM YAPMAK” tır bize düşen. Yani karanlık tarafımızın da olabileceğini bilerek iyiyi, doğruyu, güzeli seçmektir aslolan. E Hayat da zaten seçimlerden ibarettir. Neyi seçersek (bilinçli veya bilinçsiz) sadece onun getirdiği sonuçları yaşarız.

Duygular bu konudaki talimde bize en güzel yardımcılardır. İçimizde zıt kutuplara kayarız ya zaman zaman. İşte gelişmek için en güzel fırsatlardır bunlar. Bir tahtervalli hayal edin:

Bir ucunda Şefkat, Merhamet, Sevgi varsa; diğer ucunda illa ki Öfke, Kin, Nefret oturur. Ve biz hangisini beslersek o taraf şişer ve ağır gelir. İşte seçim budur. Ancak tek tarafı besleyip diğerini görmezden gelmek, varlığını yok saymak olur ki o zaman diğerinin de hükmü kalmaz. O nedenle işin sırrı tahterevalliyi “DENGE”de tutmaktan geçer.

Yani ışığım ne denli güçlüyse, ardımda oluşan gölgenin de o denli büyük olacağını bilerek…

Bu durumda diğer insanlarsa sadece aynadır. İşte o aynada ne görüyorsak; tahterevallide neyi beslediğimizi farkedebiliriz. Güzelliklerini görürsem baktığım herkesin yada Rekabet kurmaya çalışanların başarılarına sevinirsem; kazanan kim olur, yenilen kim? Zaten hayat bir savaş değil ki yeneni yenileni olsun!… İşte budur; orada gölgeni görerek iyilikten yana seçim yapmak..

Sana baktıklarında da gördükleri sadece kendileriyse insanların, senin karşındakinde gördüğün de madem ki sadece sensin: E Ne görüyorsun?

Kendini seven; sadece sevgiyi görür karşısındakinin gözlerinde, kendisini beğenen; güzellik, kendine gülümseyense; güler yüz… En büyük kötülüğü yapmaya çalışanda bile güzelliği bul, onu gör, yücelt. Çünkü karşındakine verdiğin tepki sadece senin farkındalık düzeyini gösterir…

Yani demem o ki; herşey insanın kendinde başlar ve her yere yansır, aynı zamanda da zıttına potansiyel açar…

İşte ışığa yaklaştıkça gölgen de büyük olur. En iyisi mi ışık ol…

Yeni dünyanın en haklı öğretisi: “Daha çok satın alma, daha çok yaşa”

indir

Yeni dünyanın en haklı öğretisi: “Daha çok satın alma, daha çok yaşa”

Bir dönemin kült filmi Fight Club’ın o mottoya dönüşen repliğini hepimiz çok iyi hatırlıyoruz değil mi?: “Sahibi olduğun her şey, gün gelir sana sahip olur” İşte bu iddialı film repliği, o dönemin dünyasında çok uygulanabilir gelmese de, şimdilerde yaşamın özü sahip olmak değil, deneyimlemek olarak tanımlanıyor.

Peki siz gözünüzle şöyle bir taradığınız, PDF formatındaki kredi kartı ekstrenizin detaylarına en son ne zaman baktınız? Sadece iktisadi planlama yapmaya değil, kendinizi eğilimleriniz ve hayat görüşü üzerinden değerlendirmeye de yarayan bu harcama dökümlerinize detaylıca bakmanızı öneriyoruz. Neden mi? Çünkü eğer, emeğinizle kazandığınız parayı, “daha çok yaşamak” yerine “daha çok sahip olmak” için kullanıyorsanız bir yerlerde yanlış yapıyorsunuz demektir. Bunu sadece biz değil, birçok akademik çalışma da söylüyor:

Colorado University’den Leaf Van Boven ve Cornell University’den Thomas Gilovich’in, 2003 yılında başlayıp tam 12 yıl boyunca ortak yürüttükleri bir araştırmaya göre, insanlar daha çok sahip olmak yerine daha çok deneyim yaşadıkları takdirde, mutluluk ve tatmin oranlarında ciddi bir artış gözlemleniyor. Özetle bu araştırma bizlere “Mutlu olmak için son model bir BMW ya da Apple’ın en yeni ürününü almayı beklemeyin. Çünkü mutluluk, algılarınızın sınırlarına dahil olan yeni deneyimlerde gizli” diyor.

Sahip olma kısır döngüsü

aile

Pek çoklarına göre, mutlak mutluluğa erişmenin anahtarı, normal şartlarda hayalini bile kuramayacağımız büyük bir paraya kavuşmaktır. Yani her sene umutla beklenen yılbaşı çekilişlerinin ve loto oyunlarının bu kadar rağbet görmesi tam da bu sebebe dayanır. Peki aslında “Büyük bir malikane, lüks arabalar, mücevherler, şık bir tekne, hatta bir özel uçak alacağım” hayallerinin gerçeğe döndüğünde mutluluk garantisi vermediğini söylesek?

İşte bu duruma “Easterlin Çelişkisi” deniyor. İktisat profesörü Richard Easterlin’in ortaya attığı bu teoriye göre: “Yüksek gelir, mutlulukla pozitif bir korelasyon içinde olsa da; uzun dönemde gelir artışı mutluluk artışına yol açmaz.” Bu paradoksu kanıtlayan pek çok anket ve araştırma mevcut. Ayrıca psikologlara göre, satın alınan materyal ve malların getirdiği ağır sorumluluklar ve bu varlığı koruma dürtüsü kişiyi anksiyete eğilimli bir ruh haline sokuyor.

Daha çok satın alma, daha çok yaşa!

Yazımızın başında söz ettiğimiz araştırmaya dönecek olursak, 2003 – 2015 yılları arasında 25 – 35 yaşlarında olan kesimin tüketim alışkanlıkları ile şimdiki Y kuşağının tüketim alışkanlıkları arasında oldukça keskin farklar var. Dönemin dünyasında daha çok alışveriş yapmak, daha pahalı restoranlara gitmek ve gayrimenkul yatırımları yapmak popülerken günümüzde bu alışkanlıklar yerini, daha çok seyahat etmeye ve ilginç hobi & alışkanlıklar edinmeye bıraktı.

Örneğin artık minimum bütçeyle maksimum yer görmeye imkan sağlayan seyahat planları Y kuşağının olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Ya da doğum günü / özel günlerde pahalı materyaller armağan etmenin devrinin çoktan geçtiğini söyleyebiliriz. Bunun yerine Y kuşağına mensup gençleri, sevdiklerine workshop, sergi ve konser davetiyeleri ve hatta uçak biletleri armağan etmeyi tercih ediyorlar. Çünkü “anı yaşamak” ile ilgili bilinçlenen yeni dünyanın gençleri, bunun daha çok satın almakla değil, daha çok tecrübe etmekle mümkün olabileceğinin farkındalar.

couple

Peki daha sade ama daha dolu ve mutlu bir yaşam için neler yapmak gerekir?

Tasarım ev eşyalarına binlerce Lira vermek yerine, bu eşyaların günün birinde eskiyeceğini aklınızdan çıkarmayın ve tasarruf edin. Daha az eşyaya sahip olmak size paha biçilmez bir özgürlük hissi aşılayacaktır. (Ettiğiniz tasarrufu dünyayı gezmek için harcamaksa işin en tatlı kısmı olabilir!)
Giysi, ayakkabı, aksesuar, kozmetik vb… Bu tip eşyalarınızı gözden geçirin ve gerçekten sık kullandıklarınız dışında kalanları ayırıp 2. El eşya satışı yapmaya imkan tanıyan internet sitelerinde satın. Kim bilir belki buradan elde edeceğiniz geliri yeni edineceğiniz hobinizi geliştirmek için kullanabilirsiniz!
Teknoloji ve otomobil alışverişi konusunda ölçüsüz davranmayın. Çünkü satın alacağınız otomobilin temel amacının sizi gezdirmek; alacağınız bilgisayar / tabletin temel amacının size yeni dünyaların kapılarını açıp sizi eğlendirmek olduğunu unutmayın. Bu tip materyallere gereğinden fazla para harcadığınızda, bunların keyfini sürmek yerine boyunuzu aşan fatura ve taksitlerle uğraşmak zorunda kalırsınız.
Sadece bir defa ya da dönemsel olarak kullanacağınız eşyaları satın alıp sonra bir köşeye atmak yerine, bu eşyaları ödünç almayı / kiralamayı düşünün. “Paylaşım ekonomisi” işte bu tam da bu yüzden var!

 

Ecel gelip çattığı için yüzün safran gibi sararıp soldu ise üzülme, ötelerde erguvan renkli lâlelikte oturmaya başlarsın.

Bu videoyu akşamüstü yürüyüş yaparken çekmiştim. Sizin de izlemenizi istediğim için youtube hesabıma yükleyip burada paylaşmak istedim.Sonra içimden bir gemi geçti duygu yüklü, ordan dökülenleri de buruya koyuverdim. Sevgiiyle paylaştım.

Geçmiş…

İnsanın geçmişi gölgesi gibiymiş derler. Öyle gerçekten. Bunu yaşamımda defalarca tecrübe ettim. Bu gölge sinsice geldi oturdu ışığımın önüne, karanlığa bürüdü dünyamı zaman zaman.Ama ben, öğrendim onunla nasıl başa çıkacağımı.

Bazen dostlarım  dert yanar bana; geçmişi unutmanın bir yolu yok mu? insan geçmişinden neden kurtulamaz? Neden bütün talihsizlikler beni bulur?

İnan bana dostum ben de en doğru cevabı bilmiyorum. Sana senden daha iyi Allah”tan başka kim doğru yolu gösterebilir? En buyuk klavuzun senin yaşamın zaten, senin tecrübelerin…

Boşlukta mısın? üzülme,ya da boşver dostum üzül gitsin! Ne var bunda? Bu hayattır dostum, bu yaşamın ta kendisi. Her şey daima mükemmel olmayacak. Sen hergünü neşeyle yaşamayacasın. Her seferinde şanslı olmayacaksın. Belki aileni beğenmiyorsun, baskıyla yaşıyorsun. Belki çok büyük bir darbe aldın belki dostundan belki ailenden belki sevdiğin o insan varya, ondan. Kederlenme, ya da kederlen dostum kederlen gitsin! Ne var bunda? Bu hayattır dostum bu yaşamın acısıdır ona lezzet katan. Bu yaşamın güzelliğinin bir parçasıdır.Fakat ne yaşarsan yaşa tüm bunların baki olmadığını asla aklından çıkarma.Ah dostum bilmez misin ki kıştan sonra yine yaz gelir, geceden sonra gündüz… sararan yapraklar yine yeşerir, kuruyan toprak  bir yağmurla yine ıslanır. Hastalanırsın yine iyileşirsin. Bir daha kimseye tekrar aşık olamayacağını sanar yine olursun. En içinden çıkılmaz dertlerin bile bir sonu, bir devası vardır. Sadece biraz zaman dostum, biraz zaman… Durma, seni durdurmaya çalışsalar da durma, sen de zamanla beraber akıp git. Bir meşkale bul kendine. Fakat en çok dua et dostum. Çünkü yok Allah”tan daha güzel deva. Ve kendini en yalnız hissettiğin anlarda sığınabileceğin en güzel limandır dua.Çünkü sana güzel günleri sunacak yine o. Emin ol bundan dostum. Bu dünyada bir et ve bir kemik olduğunu unutma, böbürlenme; ama boynunu büküp de ben acizim deme.Rab sana en değerli şeylerden birini bahşetti. Sana eşsiz bir ruh verdi. Kalbine sevgi  ve merhamet verdi dünyaya yay diye. Derdini sev dostum ve daha güçlü ol. Kendini kaybetme boşlukta. Sen kim olduğunu bil. Başına gelen hiçbir şeyin senin kalbini karartmasına seni olduğundan başka birine dönüştürmesine, seni kötü biri yapmasına izin verme.Sen yoluna devam et, yürü bak ilerde ne güzel bir manzara çıkacak karşına sen de göreceksin. Kabullen bazen, kabullenmen gerekiyorsa. Israrcı olma. Zaman sana ait olanı yine sana sunacak. Düzelt şimdi o kaşlarını çatma öyle.

Ölüm bile güzeldir sen Allah yolunda olduktan sonra. Bak ne güzel diyor Mevlana;

“Ecel gelip çattığı için yüzün safran gibi sararıp soldu ise üzülme, ötelerde erguvan renkli lâlelikte oturmaya başlarsın.”

tumblr_obaf3tznjf1qm1x85o1_500

Şeker Portakalı

ağaçlar

Nerenle konuşuyorsun? dedim.
Ağaçlar aynı anda her yanlarıyla konuşurlar. Yapraklar, dallar ve kökleriyle birlikte. Görmek ister misin? Kulağını gövdeme daya, kalbimin atışını dinle…

İnsan yüreğinin, bütün sevdiklerini içine alabilmesi için çok büyük olması gerektiğini bilmelisin.

Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.

Böyle söylerken yüzümüze bakıyor ama bu gece aramızda çocuk olmadığını biliyordu. Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve üzgün kişiler.

Ara sıra sevgimle mutluyum, ara sırada yanılıyorum.

Acı, insanın yüreğini paralayan ve sırrını kimseye anlatmadan birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbürüne çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.

Çocuk yüreği unutur ama affetmez.

Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur.