Kimse o kadar pürüzsüz ve mutlu değil… Ve biz de sandığınız kadar mutsuz değiliz… Sadece yanılıyoruz…

motlnrddgu.png

Hep biz kırılıyor,biz üzülüyoruz…
Hep bize hata yapılıyor, biz sömürülüyoruz…
oysa ki biz hiç kalp kırmıyoruz…
Öyle mi?
Çok yanılıyoruz…Ben herkes gibi değilim diyoruz.
İşte onu herkes diyor…
Böylece herkes oluyoruz.
Uzaydan bakınca dünya görenmüyor nerdeyse.
Biz hala kendimizi yerin dibine sokup,
Tanımadığımız kişileri gözümüzde ilahlaştırıyoruz.
Onlar da bir yerde kalp kırıp , yalan söylüyor.
Yıllarca tanıdığımız insanlar bile sürpriz yumurta gibiyken,
tanımadımız kişilere gereksiz anlamlar yüklüyoruz…
Onlar osurmuyor falan sanıyoruz…
Yanılıyoruz…
İrademizle hareket ettiğimizi sanıyoruz.
Güya kararlarımızı kendimiz alıp uyguluyoruz ve sonuçlarından pişman olmuyoruz.
Oysa ki yüzyıllardır konmşunun, arkadaşın, ailenin , ve tüm
çevrenin topluca aldığı kararları uyguluyoruz.
Oturacağımız yeri bile cep telefonunun şarja takacağımız prize yakınlığına göre seçerken, kendimizi iradeli falan ilan ediyoruz.
Tabii ki yanılıyoruz.
Sosyal medyanın yarattığı hayatlara bakıp iç çekiyoruz ve herkes çok mutlu, çok güzel çok akıllı, çok zengin , çok dertsiz sanıyoruz…
Oysa ki o nur inmiş gibi görünen , pürüzsüz selfienin sokakta görseniz tanıyamayacağınız sahibesi, bir gün önce aştitosuyla çılgınlar gibi mutlu bir fotoğraf yüklerken; bir yandan da aşkitosunun eski sevgilisinin son telefon aramalarında neden yer aldığını Sherlock Holmes titizliğiyle çözmeye çalışıyor…
Kimse o kadar pürüzsüz ve mutlu değil…
Ve biz de sandığınız kadar mutsuz değiliz…
Sadece yanılıyoruz…

Nilgün Bodur

BAŞINI HEP DİK TUT…

tumblr_neosuxq3mt1tbs9j6o1_500.jpgBAŞINI HEP DİK TUT…

“Yıldızlar altından geçmemiz gerek

hangi yolu seçersen seç

sonunda ölüm var

ve her şey bitecek

ve sen de öleceksin

bu dünya da ölecek

bu yüzden başını hep dik tut”

Aliya İzzetbegoviç

Vazgeç ki sana şah damarından yakın olanla bir olasın… KENDİNİN BİR HAZİNE OLDUĞUNU ANLAYASIN…

16016eba-d55a-4270-8c50-56019be6fbe1.jpg

Tüm iddalarından vazgeç
Başarılı olma derdinden vazgeç
Kendine bir anlam bulma ihtiyacından vazgeç
Bir şey olma derdinden vazgeç
Kendini anlatma derdinden vazgeç
Birilerini suçlamaktan vazgeç
Kendini aciz hissetmekten vazgeç
Güçlü olma derdinden vazgeç
Sevgi adına fedakarlıklarından vazgeç
Korkularından vazgeç
Geçmişin yükünden ve gelecek kaygısından vazgeç
Öfke yaratan anılarından vazgeç
Sana kendini kötü hissettirenlerden vazgeç
Dışında yarattığın benlikten vazgeç
Birilerine inanmaktan vazgeç
Maddiyatla güçleneceğin zannından vazgeç
Bağımlılıklarından vazgeç
Beklentilerinden vazgeç
TÜM ZANLARINDAN VAZGEÇ

Vazgeç ki hiç birisiyle var olmadığını anlayasın
Vazgeç ki her şeyden daha değerli olduğundan emin olasın.
Vazgeç ki her şeyi değerlendirenin sen olduğunu fark edesin.
Vazgeç ki tutunduklarından özgürleşesin.
Vazgeç ki herkesi özgür bırakabilesin.
Vazgeç ki herşeyin seninle anlam kazandığını anlayasın.
Vazgeç ki dışarıdan güç almak yerine içsel gücünü açığa çıkabilsin.
Vazgeç ki KENDİNE inanabilesin.
Vazgeç ki sana şah damarından yakın olanla bir olasın…
KENDİNİN BİR HAZİNE OLDUĞUNU ANLAYASIN…

İnsan her şeyden vazgeçebilir bir tek kendinden vazgeçemez.
Her şeyin bir alternatifi vardır bir kendin hariç.


Aydanur Aktaş Hira

Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem! Mehmet Akif Ersoy

 

large

Bülbül

Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
Nihâyet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
Şehirden kaçmak isterken sular zâten kararmıştı;
Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdîyi sarmıştı.
Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl…
Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.
Muhîtin hâli «insâniyyet»in timsâlidir, sandım;
Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!
Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
Zalâmın sînesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:
Ki vâdîden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.
Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi:
Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûyâ Sûr-i Mahşer’di!

— Eşin var, âşiyânın var, bahârın var, ki beklerdin;
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?
O zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;
Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.
Bugün bir yemyeşil vâdî, yarın bir kıpkızıl gülşen,
Gezersin, hânümânın şen, için şen, kâinâtın şen.
Hazansız bir zemîn isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın,
Ufuklar, bu’d-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın.
Değil bir kayda, sığmazsın -kanatlandın mı- eb’âda;
Hayâtın en muhayyel gâyedir ahrâra dünyâda.
Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır?
Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır?
Hayır, mâtem senin hakkın değil… Mâtem benim hakkım:
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;

Bugün bir hânümansız serserîyim öz diyârımda!
Ne hüsrandır ki: Şark’ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
Serâpâ Garb’a çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!
Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim hercümerc oldu,
Salâhaddîn-i Eyyûbî’lerin, Fâtih’lerin yurdu.
Ne zillettir ki: Nâkùs inlesin beyninde Osmân’ın;
Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ’nın!
Ne hicrandır ki: En şevketli bir mâzî serâb olsun;
O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!
Çökük bir kubbe kalsın ma’bedinden Yıldırım Hân’ın;
Şenâ’atlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan’ın!
Ne haybettir ki: Vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
Sürünsün şimdi milyonlarca me’vâsız kalan dindaş!
Yıkılmış hânümanlar yerde işkenceyle kıvransın;
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüzbinlerce doğransın!
Dolaşsın, sonra, İslâm’ın harem-gâhında nâ-mahrem…
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

Ankara – Tâceddin Dergâhı
7 Mayıs 1337 (1921)

Mehmet Akif Ersoy

Şehitler Diyor Ki:

Şehitler Diyor Ki: ”Feryatlara kanmayın,bizi öldü sanmayın.Biz ölümü öldüren bir iman taşıyoruz,Kur’an-a andolsun dipdiri yaşıyoruz.Ana,baba,eş,kardeş,silin göz yaşınızı,Bu şeref size yeter,dik tutun başınızı.Bu ilahi şöleni veda sanmayın sakın;Biliniz ki;Cennette buluşmamız çok yakın”

Rabbim tüm Şehitlerimize rahmet eylesin,mekanları cennet olsun.

89e258cc9688725172107c695eb8b8f9