Acılara batmamış bir aşk söyle bana…

MUTLU AŞK YOK Kİ DÜNYADA

Aslında hiçbir şey kâr değil insana
Ne gücü ne zayıf yanları ne de yüreği
Gölgesi bir haç gölgesidir kollarını açsa
Ve kırar göğsüne bastırırken sevdiği şeyi
Tuhaf bir ayrılıktır hayatı kapkara
              Mutlu aşk yok ki dünyada

Hani giydirilmiş erler bir başka yazgıya
İşte o silahsız askerlere benzer hayatı
Sabahları o yazgı için uyanmış olsalar da
Tükenmiştirler ve kararsızdırlar akşamları
Söyle yavrum şu sözleri ve sakın ağlama
              Mutlu aşk yok ki dünyada

Güzel aşkım tatlı aşkım çıbanım derdim
Yaralı bir kuş gibi taşırım seni şuramda
Ve görmeden bakanlar şu halimize bizim
Süzdüğüm sözleri söylerler benden sonra
Ve her şey der demez ölür iri gözlerin uğruna
              Mutlu aşk yok ki dünyada

Yaşamayı öğrenmek bizimçin geçti çoktan
Ağlasın gece içinde kalplerimiz yan yana
En küçük şarkıyı mutsuzluktur kurtaran
Her ürperiş borçlu baştan bir hayıflanmaya
Ve her kitar havası beslenir hıçkırıkla
              Mutlu aşk yok ki dünyada

Acılara batmamış bir aşk söyle bana
Yıkmamış kıymamış olsun bir aşk söyle
Bir aşk söyle sarartıp soldurmamış ama
İnan ki senden artık değil yurt sevgisi de
Bir aşk yok ki paydos demiş gözyaşlarına
              Mutlu aşk yok ki dünyada
              Ama şu aşk ikimizin öyle de olsa



Louis ARAGON

Çeviri : Cemal SÜREYA

Yeniden başla!


Genç bir adam yolda yürürken kaldırımda yatan bir köpek görmüş, köpek sanki ağlıyormuş gibi ıyyk ıyyk diye sesler çıkarıyormuş.

İyice yaklaşınca köpeğin çivili bir tahtanın üzerine yattığını görmüş, çivi köpeğin tam karnına batıyormuş…
Hemen orada duran yaşlı adama sormuş,
-Amca bu köpek ağlıyor mu?
-Evet, demiş yaşlı adam, öyle gözüküyor,
-Neden? diye sormuş genç adam,
-Görmüyor musun demiş Yaşlı adam, çivili tahtanın üzerine yatmış, o batıyor herhalde.
-Peki o zaman neden kalkmıyor?
Yaşlı adamın cevabı bence çok anlamlıymış:
-Kalkacak kadar acıtmıyor demek ki…
Eğer şu anda hayatınızda bir sorun veya değiştirmek istediğiniz bir durum varsa ve hiç bir şey yapmıyorsanız iki ihtimal vardır:
Ya o çivi sizi yattığınız yerden kaldıracak kadar acıtmıyordur ya da batan çivinin acısı değişim korkunuzun acısını henüz geçmemiştir.
O çivi insana bazen öyle sert batar ki insan en olumsuz en namüsait durumlarda bile birden bire yerinden fırlar ve kendine yepyeni bir dünya kurar…

Savaşçımısın yoksa sıradan mı?

Anlamın İçeriği:

Onaylanma ihtiyacıdır.

Basit bir gösterişçilik ya da ben merkezcilikten söz etmiyoruz.

Büyüklenme yüzünden, kendimizi (benliğimizi) savunmak zorunda hissettiğimiz bir şekilde algılarız.

Benliğimizin taleplerine odaklanırız.

Kendi sorunlarımızın dünyanın en ciddi sorunları olduğuna ve düşüncelerimizin tek doğru düşünce olduğuna inanırız.

Biz Evren’in merkeziyizdir.

Kendine acıma, onaylanma ihtiyacı, suçlama, savunma vardır.

Klişe sözleri benimseriz.

Sahte imajlar yansıtma isteğinde oluruz.

Kendimizi olduğumuzdan çok yükseğe çıkarmak için sergilediğimiz bilinç dışı tutumlar. Bu amaçla yapılan kasıntılı davranışlar, yalanlar, klişeler, benliği göklere çıkaracak herşey.

Kamera karşısında, topluluk içinde, iş hayatında, sosyal ortamlarda durmayan içsel konuşma veya içimizde egosal sözcük fabrikası çalışır.

Arzu ettiği onaylanmayı elde edemezse; kızacak, gücenecek, depresyona girecek hatta intihara bile kalkışabilir.

Bir ortama girdiğiniz zaman:

– Beni nasıl algılıyorlar?

– Nasıl bir imaj yansıtıyorum? (güzel, akıllı, seksi, esprili, kültürlü, zengin…vb.)

Başkaları ile; sizi kültürlü, esprili, akıllı, sosyal, popüler, ekonomik düzeyi yüksek…vb. bir insan olarak görecekleri şekilde konuşmak.

Su götürmez kanıtlar göstererek tartışmaları kazanmak için çalışmak veya çok çabalamak.

Etkileyici hünerlerinizi anlatıp durmak.

Karşı cinsten birini etkilemek için, vermek istediği algı veya imaj için çok çaba göstermek.

Bu kişiler onay arayışındadır ve onay arayışında olanlar, onaylandıkça var olduğuna inanabilirler. Oysa bu durum, kendine özgü hiçlik yığıntısından ibarettir.

Büyüklenmden kurtulmak neden önemli?

* Savaşçının ilk görevidir. Çünkü, enerjisinin çok büyük bir kısmını tüketir. Don Juan Matus’un ifadesi: “…….savaşçının stratejik listesinde, büyüklenme enerjiyi en çok tüketen ve bu yüzden silinmesi gereken konudur. Büyüklenmeyi yaşayan kişinin ilk hedefi, o enerjiyi serbest bırakmaktır. Bu enerjiyi yeniden yönlendirmek kusursuzluktur…….”

* Büyüklenme yüzünden, kendimizi yansıtan bir aynaya zincirlenmiş halde kalırız. Bu yansımanın onaylandığını görmek amacıyla, diğer insanlara bakar dururuz.

* Bu duygu kısa vadede zevk verebilse de, aslında yıpratıcıdır.

* Büyüklenmeden dolayı yaşanan: “Kendine acıma, kıskançlık, çekememezlik, kin, hınç, depresif duygular, çökkünlük….” ve bunun gibi bütün enerji düşürücü vetakattan düşürücü duyguların hepsi büyüklenme hissettiğimiz için ortaya çıkmaktadır.

* Büyüklenmeyle mücadele, SAVAŞÇI için en zor olanıdır. Bunu alt etmek en harikulade zaferlerden biridir.

* Büyüklenme, öz benliğimizi kısıtlar. Özgürleştirmez, tutsak olarak yaşatır. Kendimiz olmaktan uzaklaşırız.

* Devamlı, dış dünyaya yansıttıklarımıza odaklanırız ve kendimizi çizdiğimiz imajla değerlendiririz.

Büyüklenme, enerjimizin %90’ını tüketip karşılığında YALNIZLIK, GÜÇSÜZLÜK ve DÜŞÜK KALİTELİ BİR YAŞAM dışında hiçbir şey vermez. Büyüklenme; kendinin onaylanması, kendisinin gerçek ve önemli olduğuna kendisini ikna etmesi amacıyla sürdürülen bir yaklaşımdır.

Enerjimizin %90’ını harcayan kara deliklerdir BÜYÜKLENME ve yarattığı aşağıdaki yaklaşımlar nedeniyle enerji kaçaklarına neden olur:

Başkalarının bizi kabul etmesi ve onaylaması için uğraşırken,

Başkalarının bizim hakkımızdaki düşüncelerini etkilemeye çalışırken,

Kendimizi savunurken ve diğer insanlara ispat etmeye çalışırken,

Kendimizi başkalarının eleştirilerine karşı savunurken,

En iyi olduğumuzu kanıtlamaya çalışırken,

En güçlü olduğumuzu ya da en güzel, en sevecen, en akıllı, en başarılı, en çok para kazanan, en tanınmış-popüler, en sosyal, en romantik, en çekici, en güzel konuşan, en bilgili, en entelektüel, en kültürlü, en bilge, en Tanrı’ya yakın, en duyarlı, en dertli, en kadersiz, en şanssız, en yalnız, en kötü muamele görmüş, en çok incitilmiş, en kötü çocukluk geçirmiş, en çok yara almış, en acılı, en yanlış anlaşılmış,…………yani “EN” bir şey!

Büyüklenmeden kurtulan SAVAŞÇI:

– Yalnızca bir kez seçeriz: “Bir SAVAŞÇI ya da sıradan bir insan olmayı seçeriz.” İkinci bir seçim yoktur.

İmkansızdır.

– Herkesin herhangi bir şey için yeterli kişisel ERKİ vardır. SAVAŞÇININ marifeti; kişisel ERKİNİ, zaaflarından uzak tutup savaşçının amacına yöneltmektir.

– SAVAŞÇININ MÜHRÜ diye adlandırılan KUSURSUZLUKTUR. 

Don juan matus

Neler gidiyor ömürden sizce? Peki neler kalıyor geriye?  Sana hatırlatan güzel bir yazı…

Ö M Ü R     D E D İ Ğ İ N
Hayata ha şimdi, ha sonra başlayım derken bir bakıyorsun 

tükenmiş ömür…
Avucumuzda son kullanma tarihi çoktan geçmiş bir yığın 

TECRÜBE kalıyor.
Atsan atılmıyor, 

satsan satılmıyor!..
“Gençlik bir kuştu;

tutmak istedim tutamadım.

Yaşlılık bir paçavra; satmak istedim satamadım.”
B i r   
i k i n d i  
g ö l g e s i
Ö M Ü R   
d e d i ğ i n…
Gece olur duramazsın, 

güneş vurur kalamazsın. 

Sade bir ikindilik, kısa bir dinlencelik…
Dünyaya ait ne varsa harcanıp gidiyor. 

Yiyip içmeler, gezip tozmalar, 

gülüp eğlenmeler… 
Evin, arabanın taksitleri, 

filanca yerde yaptığımız tatiller, 

almalar vermeler, 

saçıp savurmalar, 

bizim zannettiğimiz saklayıp durduğumuz  altınlar, 

azıcık bile vermeye kıyamadığımız paralar…

Hepsi bir bir kaçıyor bizden,

ya da istemesek de biz onlardan ayrılmak zorunda kalıyoruz…
B i r    

S E C D E   

y e r l e r i   

k a l ı y o r  

g e r i y e
 

Alnımızda mıh gibi çakılı kalıyor. 

Bozulmuyor, kokmuyor, yitmiyor… 

Bir o bize kalıyor…
O k ş a n m ı ş  b i r   

y e t i m  b a ş ı   
ö p ü l m ü ş  

a n n e   e l i   
a l ı n m ı ş 

b i r   b a b a    d u a s ı
Reyyan kapısından geçmek için vize mahiyetinde, saklanmış ORUÇ’lar…

Gizliden;  şöyle kimseye çaktırmadan bir fakirin eline tutuşturulmuş, birileri görür diye konulmuş SADAKA’lar kalıyor…
Masivadan sıyrılıp, vakit saat dinlemeden açılmış eller, 

tek O’ndan istemeler, 

tek O’na gönderilmiş dilekçeler kalıyor…
Yürekten söylenmiş 
E l h a m d u l i l l a h, 
acizce,

kulca edilmiş nasuh bir
 t e v b e,
 isyanları yıkayan
 g ö z y a ş l a r ı 
kalıyor…
Mümince gülüşler, şeker tadında sözler….
Kimsenin etini yemeden, 

kırıp dökmeden, 

gözünde yaş bırakmadan geçirilmiş günler kalıyor…
Biraz dur, bekle biraz…
Arada bir arkana dön ve geriye neler bıraktığına bak…
Harcanmış yıllarını seyret usulca. 

Bak nasıl bitiyor ömür dediğin…
Bir KAPIYA bir kere gidersin,

ikincisinde utanırsın…
Ama bir 

K A P I 

var ki her gün gidersin, 

gitmelere
D O Y A M A Z S I N    
Çünkü bilirsin seni KAPISINDAN

kovmayacak

bir tek
O      V A R D I R  
Her gün,

her gün içini dökersin,

bir O SIKILMAZ senden,

bir O affeder seni,

bir O yüzüne vurmaz AYIPLARINI
S e n i  

s e n d e n

d a h a 

i y i

b i l e n d i r…ÀLLAH…

Dün ne olduysa oldu… ileride hatırlamakta zorluk çekeceğimiz sıkıntılara gülüp geçmeliyiz…

Dün ne olduysa oldu… ileride hatirlamakta zorluk cekecegimiz sikintilara gülüp geçmeliyiz… yarin ne olur bilemeyiz. Belki bir trafik işiğinda, belki bir resim sergisi acilisinda kim vurduya gideriz.Ya da kimse vurmadan ecel geldiyse terk-i diyar ederiz.
Tüm hayatimiz boyunca ne yazik ki,yaşamın kiyisina köşesine tutunup, ertelediğimiz duygularla ve hayallerle biraz daha kazanmak,biraz daha sevilmek ya da bilinmek için; kimi zamam kişiliğimizden kimi zaman yüreğimizden, kimi zaman da cebimizden birikenlerden ödün verip, sevmediğimiz kişiler ve işler icin istemediğimiz yerlere sürüklenip gideriz. Kendimizi huzurumuzu benliğimizi amaç yerine araç yapip ve birilerinin egolarini tatmin etmenin gerekliliğine inanip ve bükemediğimiz eli öpmek öğretisiyle yitip gideriz.

Az önce yaşananlari ve birazdan yaşanacaklari düşünürken o an’ı geçmişe gömeriz.

Basit, türemiş, birleşik;etken ettirgen geçişli geçişsiz ćati; niteleme, belirtme, işaret, sayı, soru sifatlari var, o da şimdiki zamanda.

Yaptığım yanlişlar, döktüğum yaşlar,kazandığım başarılar aldığım tüm eleştiriler, geçirdiğim şoklar, hak etmediğim tüm terk edilişler, yaşadığim kalleşlikler,beni ağlatacak kadar güçlü sevinçler, sevdiğime sarilişlar, sevdiğimden yediğim kaziklar, atiiğim kahkahalar, öfkeden kudurmaların hepsine can feda!

Ama hepsi sadece simdiki zamanda. Ne başari, para, güzellik; ne de acı, öfke ve kin duygularını biriktiren travmalar kalici bu hayatta. Ne mutluluğa ne de aciya güvenin bu dünyada. Her ne yasiyorsan sadece şu anda.

Bırakın doya doya yaşayayim bu dünü ve yarini unutturan, koltuğumda bana yazı yazdiran, bir yandan köpeğimin  başıni okşatan, umutlarimi ve hayallerimi hep içinde barindiran huzur saatlerimi. Bilmemeyi, bilmek istemeyi, tek gerçeği, şimdiyi…

NİLGUN BODUR

Hiçlik makamı…

baed74b8-daa7-4013-864a-2b70d14f1bb4.gif

Hiç Olmak” kendini değersiz hissetmek değildir. Tam tersine içindeki zenginlikleri keşfedip, bedenli kimliğinin özüne göre bilgisinin hiçliğini fark etmektir. Bunu anlayan varlık küçüklüğünü anlar. Varlığın tekamül seviyesine göre gösterdiği dirayet, özveri, sadakat gibi düşünceler artık onunla bir olmaya başlar. Yalnızlık duygusu şuur sahasını kaplar. Çokluğun içindeki yalnızlıktır bu. Bu durumu kabullenmesi o kadar kolay değildir. Çoğalan yalnızlığında mutlu olmaya başlar. Bu insanoğlunun beşeri varlığıyla anlayabileceği bir mutluluk değildir. O artık içindeki Tanrı’yı bulma yolunda önemli bir adım atmıştır. Artık ne bir insan ne de bir Tanrı’dır. Teşevvüşü yaşamaya başlamıştır. Tıpkı kozasından çıkmayı bekleyen bir kelebek gibi kendindeki değişimi izlemeye başlamıştır. Artık içindeki benler azalmış, tam bir sakinlik hüküm sürmektedir. Duru, dup duru bir okyanus gibi. Baktığın zaman sadece dinginlik veren engin bir su, ama içine daldığında seni hayrete düşüren müthiş bir zenginlik…
Hiçlik insanoğlunun kendi içindeki okyanusu seyretmesi, içine dalıp zenginliklerini fark edeceği ana kadar sabırla beklediği durumdur.
Öyle bir durumdur ki; beklenti yoktur, acelecilik yoktur, kuşku yoktur. Sadece sakinlik vardır. Yalnızlık vardir

icimdeki Tanri

5 Keyifli kokoloji sorusu ile kişilik testi serimize devam ediyoruz.

5 Yeni kokoloji sorusu ile kişilik testi serimize devam ediyoruz.

1. Doğum Gününüzde

Doğum gününüz senede tek bir gün ve her şeyin olduğundan biraz daha iyi olması gerektiğine inandığınız bir gündür. İyi dilekler, tebrikler, hediyeler ve kartlar hatta belki de iki kişilik romantik bir yemek.

Ailenizden ve arkadaşlarınızdan hediyeler aldınız. Bu hediyelerin arasındaki en büyük paket kimden gelmiş? Testi cevaplarken hayatınızda olan kişilerden seçim yapınız.

doğum günü hediye paketi

Bugün doğum gününüz ve hiç tahmin etmediğiniz birinden kart aldınız. Kim yollamış bu kartı?

Yanıt:

Verdiğiniz cevaplar hayatınızdaki insanlar hakkındaki belki farkında bile olmadığınız gerçek hislerinizdir. Hiç beklemediğiniz halde kart yollayan kişi size daha fazla şefkat ya da fazla ilgi göstermesini istediğiniz kişidir. Kısacası kartı gönderen kişi sizin uzaktan hayranlık duyduğunuz biridir. Az tanıdığınız birisi mi, yaklaşmaktan çekindiğiniz birisi mi, yoksa uzun zamandır haber alamadığınız bir arkadaşınız mı? Belki de bu mesafeyi aşmak için ilk adımı sizin atmanızın zamanı gelmiştir?

doğum günü kartı

Size yollanan en büyük paketi, size yollayana duyduğunuz sevginin ölçüsü ile bağdaştırabilirsiniz. Yüzeyde böyle görünse bile psikolojik açıdan bakıldığında size en büyük paketi yollayan kişinin size olan duygularını görmezden geliyorsunuz. Bunun anlamı ona saygı duymadığınız değil, size olan duygularına güvendiğinizdir. Bu güveni aşırıya kaçırmamaya dikkat edin. Size güven gibi gelen şey başkalarına bencillik gibi gelebilir.

2. Mavi Göğün Altında

Tek bir bulutun bile olmadığı masmavi bir gökyüzü düşünün. Sadece düşünmek bile kendinizi daha iyi hissetmenize yol açar. Şimdi gözlerinizi manzaraya çevirin. Aşağıdakilerden hangisi size en çok huzuru veriyor ve sakinleştiriyor?

1. Beyaz, karlı bir ova

beyaz karlı bir ova

2. Mavi bir deniz manzarası

mavi deniz manzarası

3. Yeşil bir dağ

yeşil dağ manzarası

4. Sarı çiçeklerle dolu bir tarla

sarı çiçeklerle dolu bir tarla kokoloji

Yanıt:

Mavi rengin ruhu sakinleştirici bir etkisi vardır. Sadece hayal ettiğimizde bile mavi bir görüntü nabzımızı yavaşlatır ve derin bir nefes almamızı sağlar. Diğer renklerin de belirli özellikleri vardır. Mavi gökyüzüne karşı hayal ettiğiniz manzara sizin mutlu bilinçaltınıza gizlenmiş olan bir yeteneği betimler.

1. Beyaz karlı bir ova:

Özel bir duyguyla ödüllendirilmiş birisiniz, bir bakışta olayları kavramak ve onay ya da açıklama gerektirmeden en karmaşık sorunları bile çözmek yeteneğine sahipsiniz. Siz o net görüşlü, karar alıcı insanlardansınız. Daima iç güdülerinize güvenin, onlar size en iyi yolu gösterecektir.

2. Mavi bir deniz manzarası:

İnsanlarla ilişki kurmada doğal bir yeteneğe sahipsiniz. İletişim kurmadaki yeteneğiniz ve farklı grupları bir araya getirme tarzınız saygı görüyor. Sadece orada olarak insanların daha uyumlu ve verimli çalışmalarını sağlıyorsunuz ki bu da sizi herhangi bir projenin ya da grup çalışmasının vazgeçilmez üyesi yapıyor. “Çok iyi. Harika çalışıyorsunuz” dediğiniz zaman bunu içten söylediğinizi biliyorlar ve bu da sözlerinizi çok değerli kılıyor.

3. Yeşil bir dağ

Sizin ödülünüz kendini ifade edebilme yeteneğidir. Duygularınızı ifade etmek için gerekli olan kelimeleri daima bulabiliyorsunuz ve çevrenizdekiler bunların kendi duyguları da olduğunu kısa sürede fark ediyorlar. Derler ki paylaşılan neşe çoğalır, paylaşılan keder azalır. Başkalarına bu denklemin doğru tarafını bulmaları için daima yardımcı oluyorsunuz.

4. Sarı çiçeklerle dolu bir tarla:

Bilgi ve yaratıcılıkla dolu bir depo gibisiniz, sonsuz sayıda fikriniz ve neredeyse sınırsız bir yaratma gücünüz var. Başkalarının duygularına açık olun ve düşlerinizi gerçekleştirmek için çalışmaktan asla vazgeçmeyin, yapamayacağınız hiçbir şey yoktur.

3. Rüzgarda Uçuşmak

Okulun tatil olduğu, sorumluluklarımızın olmadığı ve güneşin doğuşundan batışına kadar zamandan başka bir şeyinizin olmadığı o uzun yaz günlerini hala hatırlayabiliyor musunuz? Oynamak ve macera için zaman, gezinmek ve hayal kurmak için zaman. Çocukça eğlencelere harcanan saatler…Uçurtma uçurmak…Bulutları seyretmek…Balonlar yapmak…

Yeniden bir çocuk olduğunuzu ve böyle bir yaz gününe döndüğünüzü ve çayırda köpükten baloncuklar yaptığınızı hayal edin. Aşağıdakilerden hangisi hayalinize en fazla uyan tanımdır?

balon üfleyen çocuk kokoloji

1. Üflediğiniz balonlar gökyüzüne doğru yükseliyor.

2. Plastik bir halkadan yüzlerce baloncuk üflüyorsunuz.

3. Kocaman tek bir balon üflemeye odaklandınız.

4. Üflediğiniz balonları rüzgar arkanıza taşıyor.

Yanıt:

Üflediğiniz parıltılı balonlar umutlarınızın ve düşlerinizin sembolüdür. Tanımını yaptığınız görüntü umutlarınızın ve düşlerinizin nasıl gerçekleşeceğini düşündüğünüzü gösterir.

1. Üflediğiniz balonlar gökyüzüne doğru yükseliyor:

Düşlerinizi ulaşılamaz ve elde edilemez, sizden rüzgarda kaçan köpük balonları olarak görüyorsunuz. Belki de çok fazla şeyi çok çabuk istiyorsunuz ya da mümkün olmayan bir fanteziye takıldınız. Durum her neyse rüyalarınız ile gerçek arasındaki uçurum çok büyük. Başkalarına geleceğe dair planlarınızı sevdiğinizi söylerseniz bile içinizde bir yerlerde bir ses size bu rüyaların ne kadar kırılgan ve uçucu olduğunu söylüyor.

2. Plastik bir halkadan yüzlerce küçük balon üflüyorsunuz:

Siz gönlünüzü kolayca elde edilebileceklere vermişsiniz: Yeni giysiler, bir araba, erkek ya da kız arkadaş. Sizin düşleriniz akıllıca ve erişebileceğiniz bir yerde. Hayatta en çok neyi istediğinize karar verin ve onun için çalışın. Eğer her şeyin peşinden aynı anda giderseniz ellerinizin boş kalması ihtimali yüksektir.

3. Kocaman tek bir balon üflemeye odaklandınız:

Sizin tüm hayatınızı yönlendiren tek bir önemli düşünüz ya da amacınız var. Bu isteğe sıkıca sarılın ve amacınıza ulaşmak için çalışın.

4. Üflediğiniz balonları rüzgar arkanıza taşıyor:

Geçmişteki gerçekleşmemiş düşlerinizin hayal kırıklığı sizi hala etkiliyor. Ancak düşlerin ardından gitmek ve bazılarını yolda kaybetmek geleceğe yönelik yeni düşler kurmak için sadece bir eğitimdir. Düş kurmaktan korkmayın, hiç kaybetmeyenler sadece hiç denemeyenlerdir.

4. Labirent

Bir kez daha eğlence parkına dönelim ve bilinçaltımızı keşfe devam edelim. Eğlence parkındaki aktivitelerin bazılarını hatırlıyorsunuz, roller coaster’ın baş döndürücü heyecanını ve iyi huylu atlı karıncayı. Korku tüneli hala bekliyor ama onu çiftlerin keşfine bırakalım. Onun yerine labirentte bir yürüyüşe ne dersiniz? Kocaman labirentte yolunuzu buldunuz ve çıkışta duruyorsunuz. Aşağıdakilerden hangisi duygularınızı yansıtıyor?

labirent eğlence parkı kokoloji

1. Çok kolaydı. Hemen bitirdim. Acayip düşeşti!

2. Eh biraz zaman aldı tabii ama şimdi düşününce aslında çok da zor değildi.

3. Amaan nasıl kaybolduum! Bir an yolumu hiç bulamayacakmışım gibi geldi.

4. İçerde bir grubun peşine takıldım da bana yolu gösterdiler. Yoksa hala oradaydım.

Yanıt:

Dolambaçlı ve birbirine eklenen labirent koridorları tüm yanlış dönüşler, aynı yerlerden geçişler ve çıkmaz yollarla sizin hayatta kendinize seçtiğiniz yolları temsil eder. Ergenlik, hayatta kaybolma ve karmaşa duygularının en sıklıkla yaşandığı dönemdir. Labirentte yaşadıklarınız yetişkin olma yolunda yaşadıklarınızı hatırlama şeklinizdir.

1. Çok kolaydı. Hemen bitirdim. Acayip düşeşti!:

Pek çok kişinin hayatının ergenlik dönemini stres ve karmaşa dolu olarak hatırlamasına karşın sizin için sadece eğlence geçmiş. Siz ruhunuzu aramakla meşgul ya da arkadaş baskısıyla perişan olmamışsınız, tüm deneyim büyük ve eğlenceli bir parti olarak geçmiş. Elbette bunun anlamı gerçek sınavın hala önümüzde olduğu anlamına da gelebilir.

2. Eh biraz zaman aldı tabii ama şimdi düşününce aslında çok da zor değildi:

Okul günleriniz kolay geçmemiş ve büyük olasılıkla hepimizin kaygılandığı, aşk, arkadaşlık ve gelecek düşünceleri ile uykusuz geceler geçirmişsiniz. Ama bu deneyim sizi bugün olduğunuz kişi yapmış ve öğrendikleriniz önünüze çıkabilecek zor zamanları aşmayı öğretmiş.

3. Amaan nasıl kaybolduum! Bir an yolumu hiç bulamayacakmışım gibi geldi:

Hemen herkes büyürken bir ya da iki kötü yıl geçirmişken siz hayat hakkında kaygılanmayı en uç noktaya taşımış, sadece kafanızın içindeki sorunlara takılmış, yoğun şüphe ve kaygılarla kendinize eziyet etmişsiniz. Bu karakterinize ciddiyet ve derinlik eklemiş olabilir ama artık rahatlamanın ve hayatın tadını çıkarmanın zamanıdır. Bunu hak ettiniz.

4. İçerde bir grubun peşine takıldım da bana yolu gösterdiler. Yoksa hala oradaydım:

Bugün hayatınızda en çok gurur duyduğunuz şeyler gençliğinizde edindiğiniz arkadaşlıklar ve ilişkiler. Siz de herkes gibi kaygılar duymuşsunuzdur ama işler ne zaman zorlaşsa size yardımcı olacak birileri olmuş. Şimdiye kadarki şansınıza şükredin. Şimdi artık yardıma ihtiyacı olanlara el uzatma sırası sizde.

5. Muayenehanede

Hastane herkes için farklı anlamlar taşır. Bilmedikleri bir hastalıktan muzdarip olup ilk kez muayene olmaya gelenler endişeli ve umutsuz görünürler. Ama uzun bir hastalıktan iyileştikten sonra ya da güzel ve sağlıklı bir bebek doğurduktan sonra kapıdan çıkmakta olanlar mutluluk ve rahatlık içindedirler.

Hastane başlı başına bir dünyadır; yaşam ve ölümün, üzüntü ve sevincin gün içinde birbirleriyle defalarca yolunun kesiştiği bir dünya ve oraya gidenler için her gün sadece bedenlerini değil ruhlarını da iyileştirebilmek için yeni bir şanstır. Belki hastaneye daha önce gittiniz, belki de bu ilk ziyaretiniz. Her halükarda hazır olun çünkü doktor şimdi sizi görecek.

muayenehane kokoloji

1. Bir kliniğin lobisinde oturmuş çağrılmayı bekliyorsunuz. Küçük bir oğlan çocuğu tek başına koşuyor ve siz de ona yavaşlamasını ve dikkatli olmasını söylüyorsunuz. Size nasıl tepki veriyor?

2. Muayene odasının kapısı azıcık aralanıyor ve siz o aralıktan gri renkli sağlıksız bir kişinin doktor tarafından muayene edildiğini görüyorsunuz. Oradaki hasta tanıdığınız birisi. Kim o?

3. Doktorun yardımcısı gelip adınızı söylüyor. Garip olan yardımcının tanıdığınız birisine çok benzemesi. Kime benziyor?

4. Muayenenizden sonra doktor sizi ofisine çağırıyor ama ofisine girdiğinizde arkası size dönük olarak oturuyor ve sonuçlarınıza bakarak kendi kendisine konuşuyor. Size hiçbir şey açıklamıyor. Ne yaparsınız?

Yanıt:

Hastane, hastalık ve iyileşme mekanıdır. Kendinizi bu senaryoda hayal ederek kendi psikolojinizin zayıf ya da bakıma muhtaç noktalarına dokundunuz.

1. Oğlan çocuğunun tepkisi başkaları hatalarınızı fark ettiğinde ya da sizi eleştirdiğinde sizin vereceğiniz tepkiye eştir. Sizi duymuyormuş gibi mi yaptı, durup özür mü diledi, yoksa şımarık bir velet gibi dilini mi çıkardı? Şimdi başkalarının neler hissettiğini biliyorsunuz.

2. Muayene masasında hasta olarak hayal ettiğiniz kişi zor bir durumda asla güvenemeyeceğinizi düşündüğünüz birisidir. Sizden daha hasta görünen biri size zaten nasıl yardımcı olabilir ki?

3. Doktorun yardımcısı kaderinizi tayin edecek güce sahip birisini temsil eder. Yardımcının benzediğini düşündüğünüz kişi sizin her zaman ya saygıdan ya da korkudan güvendiğiniz birisidir. Bir gün ne kadar güçlü hale gelirseniz gelin bu kişi sizin zihninizde her zaman sizden üstün bir konumda olacaktır. Bu gücün kaynağı o kişinin size pantolonunuzu indirin eğilin ve öksürün deme yetkisinden de kaynaklanıyor olabilir.

4. Doktorun davranışına gösterdiğiniz tepki size kabadayılık edildiğinde ya da sizinle alay edildiğinde vereceğiniz tepkiyi gösterir. Kimisi ortalığın sakinleşmesini bekler, kimisi bir açıklama ister ve kimisi de kalkıp kapıdan çıkıp gider. Siz ne yaptınız?