Güçlü olmak…


Güçlü olmayı ne kadar yanlış biliyoruz. Sesini yükselteni güçlü sanıyoruz. Masayı vuranı güçlü sanıyoruz. Korkutanı güclü sanıyoruz.

Guçlü olmak içinde avaz avaz bağırırken ve bu ses kendi klağıni bile sağır edebilecek kadar yukselirken  sessiz kalabilmektir oysa.

Şart koşanı, kurallar koyanı, prensipler yaratani, nuh deyip peygamber dememeyi bir sey sanani güçlü zannediyoruz. Güç, özünden vazgeçmeden esnek olabilmek, şekil olabilmek, yaşamın getirdikleriyle yoğurulabilmektir aslında.

 Uğruna her şeyi feda edileni, sevileni, istenileni, aranılanı güçlü sanıyoruz hep.

Güç; feda etmek, sevmek, aramak, özlemek ve bundan zerre kadar gocunmamaktır aslında.

Devam edeni, elindekini her şey bileni, kaybetme korkusuyla elindekini seveni guçlü sanıyoruz.

Güç; decam etmek değil, vazgeçmektir aslında…

NİLGÜN BODUR

Yola çıkınca her sabah, bulutlara selam ver 😍

          Güzel Bir Şiirle Herkese Günaydın 🙂

Yola çıkınca her sabah ,bulutlara selam ver.
Taşlara, kuşlara, Atlara, otlara,İnsanlara selam ver….
Ne görürsen selam ver.
Sonra çıkarıp cebinden aynanı
Bir selam da kendine ver.
Hatırın kalmasın el gün yanında
Bu dünyada sen de varsın!
Üleştir dostluğunu varlığa,Bir kısmı seni de sarsın.

Üstün Dökmen

Uyandırılması Gereken Değerlerimiz…

Ünlü iletişim psikolojisi uzmanı Doğan Cüceloğlu bir seminerinde yere bir parça ekmek koymuş ve “Bu ekmeğe basabilecek birisi var mı?” diye sormuş salondakilere.
Hiç ses çıkmamış tabii.

“Sahneye gelip bu ekmek parçasına basana 100 dolar vereceğim” diye devam etmiş.
Salondan yine çıt yok…

Fiyatı artırarak 5000 dolara kadar getirmiş. Bu sırada salonda bulunanlardan birisi, “Hocam, istersen 500 bin dolar ver, yine bize o ekmeği çiğnetemezsin, boşuna uğraşma!” demiş.

Doğan Hocam da, “İşte değerler eğitimi budur” diye noktayı koymuş…

Para vererek ekmek çiğnetebileceğiniz insan sayısı yok denecek kadar azken, bedavaya yalan söyleyen, dedikodu yapan insanların bu kadar çok olması biraz garip değil mi?
Acaba yalan söyleme konusunda bu kadar hassas olamaz mıydık? Veya herhangi bir toplulukta birisi gıybet etmeye başladığında herkes tepki veremez miydi?
Yere düşen ekmeği çiğnememek için duyduğumuz hassasiyet, yerlerde sürünen bazı değerlerimiz çiğnenirken niçin kendini göstermiyor acaba?”