9 Adımda Vücudumuzun Çeşitli Bölgelerindeki Ağrıların Psikolojik Sebepleri

9 Adimda vücudumuzun çeşitli bölgelerindeki ağrıların psikolojik sebepleri

 

Psycology Today dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, insan vücudundaki ağrıların sebepleri sadece fiziksel değildir bunun yanı sıra duygusal sebepleri de olabilir. Mesela stresin çeşitli ağrılara sebep olduğunu hepimiz biliriz. Fiziksel olarak sebebi ortaya koyulamayan bölgesel ağrıların sebebi psikolojik etkenler, travmalar olabilir. Bu çalışma hangi bölgesel ağrının sebebinin hangi duygusal problem olabileciğine dair bir teori.
Psikolog Dr. Susan Babel, insan vücudundaki bölgesel ağrıları, ilginç bir teoriyle ortaya koyuyor. Sadece fiziksel etkenlerin değil psikolojik etkenlerin de bölgesel ağrılara sebep olabileceğine inanıyorsanız bu tavsiyeler tam size göre diyebiliriz. İşte Susan Babel’in ilginç tasarımları…

 

Reklamlar

Her zaman egomuz aracılığıyla mı eylemde bulunuyoruz yoksa ondan özgür olduğumuz anlar da var mıdır?

large (5)

Her zaman egomuz aracılığıyla mı eylemde bulunuyoruz yoksa ondan özgür olduğumuz anlar da var mıdır?

Ego bir kurmaca olduğu için ondan özgür olduğun anlar vardır. O bir kurgu olduğundan sadece sen onu desteklediğin sürece var olabilir. Kurmaca bir şeye çok özen göstermek gerekir. Hakikatin hiçbir çabaya ihtiyacı yoktur, hakikatin güzelliği budur. Fakat bir kurmaca? Sürekli onu boyamak, ona şuradan ya da buradan destek olmak zorundasın. Ve o buna rağmen sürekli çöker. Bir tarafı desteklemeyi başarana kadar, diğer taraf çökmeye başlar.

Ve insanların tüm yaşamları boyunca yapmayı sürdürüp durdukları şey budur: Kurmaca olanı hakikatmiş gibi göstermeye çalışmak. Çok paraya sahip ol, o zaman daha büyük bir egon olabilir, yoksul adamdan biraz daha katı bir ego. Fakir adamın egosu incedir; o kalın bir egonun bedelini ödeyemez. Bir ülkenin başbakanı ya da başkanı ol ve senin egon en uç noktaya kadar şişer. O zaman ayakların yere basmaz.

Tüm hayatımız, güç, prestij, para, şu ve bu arayışımız bir şekilde bu kurmacayı sürdürebilmek için yeni bir destek arayışı, yeni bir payanda arayışından başka bir şey değildir.

Ve her zaman sen ölümün geldiğini biliyorsun. Ne yaparsan yap ölüm onu yok edecektir. Fakat yine de kişi umuda karşı umut beslemeye devam eder; belki diğer herkes ölebilir ama sen değil.

Ve aslında bir anlamda bu doğrudur. Her zaman sen diğer insanları ölürken görmüşsündür, asla kendini ölürken görmemişsindir. Bu yüzden o, doğruymuş, mantıklıymış gibi gözükür. Şu kişi ölür, bu kişi ölür ve sen asla ölmezsin. Sen her zaman onlar için üzülürsün, sen her zaman onlara elveda demek için mezarlığa gidersin ve sonra yeniden eve dönersin.

Bu seni kandırmasın çünkü tüm bu insanlar da aynı şeyi yapıyordu. Ve hiç kimse istisna değildir. Ölüm gelir ve senin isminin, senin şanının tüm kurmacasını yok eder. Ölüm gelir ve basitçe her şeyi siler; ayak izleri bile kalmaz. Hayatımız aracılığıyla yaptığımız şey her ne olursa olsun suyun üzerine yazı yazmaktan başka bir şey değildir; kuma bile değil suyun üzerine. Henüz sen onu yazmadın bile ve o kayboldu. Onu okuyamazsın bile; sen onu okuyana kadar o gitmiştir.

Fakat biz bu şatoları boşluğa kurmak için çabalamayı sürdürürüz. Bu bir kurmaca olduğu için onun sürekli olarak ayakta tutulmaya, sürekli çabaya gece ve gündüz ihtiyaç vardır. Ve hiç kimse yirmi dört saat boyunca bu kadar dikkatli olamaz. Bu nedenle sana rağmen, egonun bir engel olarak iş görmediği anlarda gerçekliği anlık olarak fark ettiğin zamanlar olur. Egonun kafesinin olmadığı anlar vardır; sana rağmen, unutma. Herkesin arada bir böyle anları vardır.

Örneğin her gece derin uykuya daldığın zaman ve uyku rüya dahi göremeyeceğin kadar derin olduğunda, o zaman ego artık bulunmaz; tüm kurmacalar gitmiştir. Derin, rüya görülmeyen uyku bir tür küçük ölümdür. Rüyanın olmadığı uykuda ego tamamıyla kaybolur çünkü düşünce yokken, rüya yokken nasıl bir kurmacayı taşıyacaksın. Fakat rüyasız uyku çok azdır. Sekiz saatlik sağlıklı uykuda iki saatten fazla değildir. Fakat sadece bu iki saat yeniden yaşam enerjisini tazeler. Eğer iki saat rüyasız derin uyku alırsan sabahleyin yeni, taze, canlı olursun. Hayat yeniden heyecana sahiptir, yeni gün bir armağan gibi gelir. Her şey yeni gelir çünkü sen yenisin. Ve her şey güzel gelir çünkü sen güzel bir haldesin.

Bu derin uykuya daldığın iki saatte —Patanjali (ve yoganın) sushupti dediği rüyasız uyku— ne olmuştur? Ego kayboldu. Ve egonun kaybolması seni yeniden canlandırdı, yeniden tazeledi. Egonun kaybolmasıyla, derin bilinçsizliğin içinde bile olsan Saftın..Rüyasız uykuda sen bilinçsizsin, samadhi’de sen bilinçlisin fakat ikisi aynı haldir. Sen Allah’a gidersin, sen evrensel merkeze gidersin. Sen çeperden kaybolur ve merkeze gidersin. Ve sadece merkezle bu temas seni yeniden canlandırır.

Ego bir kurmaca olduğu için arada bir kaybolur. En uzun zaman rüyasız uykudadır. O nedenle uykuya çok değer ver; onu hiçbir şekilde kaçırma.

Osho

Derinlik Korkusu;

4320f862c9bea110ec01ab0f388915a3_L

Derinlik Korkusu

Niyetlerimizle aramıza giren, bizi “biz olmaktan” alıkoyan bir şey var: derinlik korkusu.
Niyet etmek, dilemek… “Şöyle bir insan olmak istiyorum! Şunu yapmak istiyorum!”
Tamam, iste ve olsun.
Peki, aslında “olmak, yapmak” istiyor musun?
Derinlik; geçici heveslere, yüzeysel bilgilere alışmış zihnimizin en büyük korkusu.
Oysa “yeni”, ne güzel.

Bir şeye sıfırdan başlamak, tazecik bir öğrenci olmak… İnsanı nasıl da mutlu eder.
Ne zaman ki temel bilgiler edinilir ve sıra bilgiyi yaşamaya, içselleştirmeye, öğrendiğin şeyin sorumluluğunu almaya gelir, korkak ego sözü alır: “Bu kadarı bana yetiyor…” “Alacağımı aldım…” “Aman canım, ben de böyleyim, ne yapabilirim?”
Derinleşme; ciddiyete, cesarete ve samimiyete ihtiyaç duyar. “Bugüne kadarki algılarına, alışkanlıklarına, şöyle kafanı kaldırıp da çevrene bir bak,” der ruhun. Niyetinde samimiysen üşenmez sıkılmaz, bakarsın.
Diyelim ki içinde bir yerlerde, zihninin senden sakladığı karanlık köşelerde keşfettin bu korkuyu, o zaman sor kendine: Acaba niyetim gerçek miydi?
Niyetin gerçekse dönüşüm de kendiliğinden gerçekleşir. “Ama”lar, “Fakat”lar, “Ben zaten…”ler, “İyi de…”ler olmadan. Bilgiyi aldığın anda yaşamaya başlarsın. Yavaş yavaş, Continue reading “Derinlik Korkusu;”

Aydınlanma Nedir? Güzel Bir Yazı…

1558906_586543981426295_641661014_n
Herkesin ağzında bir aydınlanmadır gidiyor. Nedir bu aydınlanma denilen? Aydınlanan insanlar ışıl ışıl mı gezer? Kim bunlar, yaşamları nasıl, aramızda yaşıyorlar mı? Yoksa artık yaşamdan elini eteğini çekip görünmez bir şekilde mi yaşıyorlar? Ve daha onlarca soru var kafalarda.
Ben, aydınlanmanın veya İngilizce adıyla Enlightenment’ın en sevdiğim tanımını söylüyorum.
“Aydınlanma, artık aydınlanmanın öneminin olmadığı durumdur.”
Aydınlanma aramakla bulunan bir şey değildir. İlahi olanla aranızdaki iletişimin önüne, egonun koyduğu engellerden kurtularak varılan bir durumdur.
Hamın, pişip yanmasıdır.
Aydınlanma gerçekleştikçe zihniniz sakinleşir, sessizleşir ve duygusal yüklerinizden kurtulursunuz.
Lao Tsu’nun çok sevdiğim sözü:
“Öğrenmenin yolunda her gün yeni bir şey eklenir hayatınıza. Tao’nun yolunda ise sizden her gün bir şey eksilir.”
Bugüne kadar hayatın üstümüze eklediklerinden ve egomuzun Continue reading “Aydınlanma Nedir? Güzel Bir Yazı…”

Hayatı zehir eden 5 düşünce kalıbı

large (11)
Hayatı zehir eden 5 düşünce kalıbı

Yine kaybedeceğim – Kaybetme korkusu
Keşke biri yardım etse – Özgüven eksikliği
Ama ben haklıyım – Egonun müdahalesi
Sonu belli zaten – Önyargı devresi
Daha sonra yaparım – Erteleme psikolojisi

Unutmayın; Mutlu olmak düşünce tarzınıza bağlı.

Majisyen Kontejyan

Ben EGO ist miyim???!!!…

large (6)
Ben EGO ist miyim???!!!…

Danışanlarımın bana en çok sorduğu sorulardan biri.. “BEN kendimi Seviyorum dediğim zaman EGO ist olmuyormuyum???”.

Kendini sevmek şu şekil de düşünülebilir…
Cebimde para varsa başka arkadaşlarım benden para i…stediğinde cebimden çıkrarıp onlara verebilirim. Borç veya bağış farketmez. Verdiğim zaman nedenini sorgulamam.
Ama ben de yoksa onlara ne verebilirim ki?…
Sevgi de tıpkı bunun gibi… Sevgi ben de var. Bunu başkalarına para gibi rahatlıkla verebilir miyim?… Evet verebilirim…
Kısacası ben de ne varsa onu verebilirim. Bu da kendini sevmenin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Bu duyguyunun yaygınlaşması dünyaya barışı, mutluluğu, paylaşımcılığı vs. getirebilecek en yüce faktörlerden biridir.
EGO ise başkalarını kendine göre değiştirmeye çalışmaktır. Yani “Doğru BENim , Benim dediğim uygulanırsa” düşüncesi ile hareket eder. Başkalarının düşünceleri onun için önemli değil. Bunun anlamı vermeden almaktır. Bundan dolayı bencillik ortaya çıkar. Sıkca herkesin yaptığı bir şey, çocuğumuzu kendimize göre yönlendirmeye, değiştirmeye çalışıyoruz. Bunu yaparak farkında olmadan çocuğumuzun özgüvenini, isteklerini ve amaçlarını göz ardı ederek onun özgürlüğünü elinden alıyoruz. Bunu yaparken de iyilik yaptığımızı düşünüyoruz.
Burada karşı tarafı yönetmenin iki yolu vardır. Bu iki Continue reading “Ben EGO ist miyim???!!!…”

Beni Kim Mutsuz Ediyor?…

Mutsuzluk
Beni Kim Mutsuz Ediyor?…

Kendinizi ne zaman mutsuz öfkeli ya da sinirli hissedecek olursanız,
derin bir kaç nefesten sonra, bu mutsuzluğun nereden geldiğini bulmaya çalışın…
Merkeze kendinizi koyun ve her seferinde göreceksiniz ki;
“Egonuz başka biriyle çatışmakta!”
Siz bir şey bekliyordunuz, tam tersi oldu, egonuz sarsıldı ve mutsuzsunuz..
Sebepler bizim dışımızda değil!
Temel neden içimizde, ama biz her zaman dışarıya bakarız..
Bizi mutsuz edecek, sebepler her zaman olacaktır.
Bırakın sizi mutsuz eden sebepleri olayları kişileri..
Dışarı bakarak suçlu ararsanız göremezsiniz!
Sadece gözlerinizi kapayın ve içinize bakın…
Tüm mutsuzluğumuzun kızgınlıklarımızın kaynağı bizde, egomuzda gizli..
Ve kaynağı bulursak, onun ötesine geçmek kolaylaşır.

Osho